GANİTA: DALGALARIN VE EMEĞİN KIYISINDA ÜÇ KUŞAKLIK BİR MASAL / Özel Haber / Anı - Nostalji - Kaleme alan: Tamer Küçük / Adnan Özbilen

GANİTA: DALGALARIN VE EMEĞİN KIYISINDA ÜÇ KUŞAKLIK BİR MASAL / Özel Haber / Anı - Nostalji - Kaleme alan: Tamer Küçük / Adnan Özbilen

 Trabzon’un kalbinde, dalgaların kıyıya her vuruşunda bir hikâye fısıldadığı bir yer vardır:

Ganita…
Bugün sahilde dolaşan gençlerin, yıllar sonra hatırlayıp iç çektiği o eski çay bahçesi…

Kimileri için bir buluşma yeri, kimileri için gençliğinin sahnesi…

Bir aile içinse üç kuşaklık alın terinin, sabrın ve derin bir sevginin adı.

 

Ali Bey’den Başlayan Yolculuk

Ganita’nın hikâyesi, yıllar önce Ali Özbilen’in kurduğu mütevazı çay ocağıyla başladı. O zamanlar bahçe yazın açılır, kışın kapanırdı.

Ali Bey’in vefatından sonra, daha yedi yaşındaki Mehmet Salih için hayat bir anda değişti.
Onun en büyük destekçisi, Sıdıka Nine’ydi.

Yazları birlikte çalışır, eve dönmeye vakit bulamazlar; çay ocağı kulübesinin tahtalarında yatar, sabahın serinliğinde yeniden ocağı yakarlardı.

O yıllarda komşuluklar başka bir güzeldi.

Mahallede kim hasta, kim darda herkes bilirdi.

Ganita sadece çay içilen bir yer değil; mahallenin nefes aldığı, insanlığın sıcaklığını taşıyan bir sığınaktı.

 

Mehmet Salih ve Yeni Bir Devir

Yıllar aktı… Mehmet Salih büyüdü, bahçeyi devraldı. Ev ile Ganita arasında gidip gelen bir ömür süren çalışma disipliniyle orayı ayakta tuttu, yaşattı.

Ganita’nın her taşı, her masası, onun nasırlı ellerinin izini taşıyordu.

Sonra yeni bir kuşak doğdu:

Osman, Adnan…

Osman, yedi yaşında tostun kokusuyla tanıştı.

Küllük boşalttı, çay taşıdı, müşteri ağırladı.

Bir iki yıl sonra en küçükleri (Adnan), ayaklarının altında bir sandıkla bulaşık yıkamaya başladı…
Ganita’nın suyu, sabunu, ekmeği, emeği onların çocukluğu oldu.

Onlar da tıpkı büyükbabaları Ali Bey, babaları Mehmet Salih Özbilen gibi aylarca Meydan’a bile çıkmadan ev ve bahçe arasında gidip geldiler.

Bu kardeşlere yol gösteren, Ganita’nın unutulmaz büyükleri vardı:

Temel Macit, Özkan Koç, Nedim Küçük, Turgut Bilen, Osman Küçük, Kenan ve Yalçın Macit, Zeki abi… Hepsi birer direk gibi durdu bahçede ve “Ganita kültürü”nü oluşturdular.

 

Üçüncü Kuşak: Adnan’ın Direnişi

Sonra acı yıllar geldi…

1999’da Osman’ı uğurladı Ganita.

2004’te Mehmet Salih’i…

Ve Adnan yalnız kaldı.

Bugün altmış yılı bulan emeğiyle hâlâ orada duruyor.

Belki ayağının altında o sandık yok, çay ocağı eskisi gibi tahta değil…

Ama aynı rüzgâr esiyor.

Aynı hırçın dalga, aynı yalnızlık, aynı sadakat…

Ganita'nın bugün hâlâ ayakta durmasının sebebi, işte bu direniş.

 

Sanatçıların Nefes Aldığı Yer

Ganita sadece mahalleye değil, sanat dünyasına da soluk olmuş bir yer.

Volkan Konak, dalgaların sesini birçok türküsüne taşırken, Ganita’nın kayalığında oturup “hüzünle huzurun birbirine karıştığı yer burasıdır” demişti.

Zafer Algöz, yıllar sonra Ganita’yı “Trabzon’un en güzel doğal sahnesi” diye anımsar.

Aysel Gürel, Trabzon’a her gelişinde uğrayıp “Burada ilham var çocuğum!” diyerek masaların birine ilişirdi.

Müjde Ar ise bir röportajında, “Denizi en çok Ganita’dan izlemeyi sevdim, kalabalığın ortasında insanı yalnızlığıyla barıştırır” derdi.

Sanatçılar geçti…

Filmler değişti…

Müzikler, oyuncular, yazılar değişti…

Ama Ganita’nın ruhu hep yerinde kaldı.

 

Türkiye’nin ve Dünyanın Dört Bir Yanında Bir Özlem

Bugün Türkiye’nin neresine gitseniz…

Bir doktor, bir mühendis, bir öğretmen…

Mutlaka biri çıkar:

“Gençliğim Ganita’da geçti.”

Hatta sınırları aşmış bir özlemdir bu:

Amerika’da sabah kahvesini içerken Ganita’yı hatırlayan…

Afrika’nın sıcağında, Ganita’nın rüzgârını özleyen…

Avustralya’da dalgalara bakarken “Keşke şimdi Ganita’da olsam” diyen insanlar var.

Çünkü Ganita bir yer değil…

Bir hatıradır.

Bir mahalle kültürüdür.

Bir çocukluğun, bir gençliğin saklandığı sandıktır.

 

Son Yaprak Gibi Direnen Bir Bellek

Bugün tahtadan o eski çay ocağı yok…

Sıdıka Nine’nin şefkati, Mehmet Salih’in emeği, Osman’ın gülüşü, Ali Bey’in alın teri…

Hepsi rüzgâra karışmış birer hatıra.

Ama Ganita hâlâ nefes alıyor.

Her dalga vurduğunda, geçmiş bir anlığına canlanıyor.

Sanki “Biz buradaydık” diyen bir ses duyuluyor.

Ve o sesin peşinde hâlâ bir adam duruyor:

Adnan Özbilen.

Üç kuşaklık bir emeğin son temsilcisi.

Çayla, kahveyle, tostla…

Masaların arasından süzülen o ağır ama vakur adımlarla…

Ganita’nın hatıratını geleceğe taşıyan bir emekçi.

 

Ganita:

Bir çay bahçesinden çok daha fazlası…

Trabzon’un kalbi, belleği ve hiç solmayan gençliğidir.

 

Ganita hâlâ dalgalarla konuşuyor.

Ve onu duyan herkes, neredede olursa olsun, biraz çocukluğuna dönüyor.