Bugün üzüncü bir haber ile güne başladım. Trabzon şehzadeler kentidir. Burada valilik yapmak bu anlamda çok önemlidir. 1932’de İstanbul’da dünyaya gelen Yılmaz Ergun, 1984-1986 yılları arasında Trabzon’da valilik yaptı. Ardından Elazığ, Edirne valiliklerinde bulundu. Emniyet Genel Müdürü olarak hizmetine devam etti. Devlet Denetleme Kurulu üyeliğinde bulundu.
Trabzon Valiliği döneminde halkla iç içe olarak onların sevgisini kazandı. Gönüllerinde taht kurdu. Tam bir devlet adamı idi.
Gençlik yıllarımız idi. Yalıspor takımında hentbol oynuyorduk. Gençlerde Türkiye Şampiyonu olmuştuk. O dönem Trabzon Valisi olarak takımımızı kabul etmişti. Unutulmaz şu sözleri söylemişti: “Trabzon’da bir Türkiye Şampiyonluğunun varlığı güzel bir duygudur. Sizler Trabzon’a şampiyonluk hediye ederek en güzel hediyeyi verdiniz. Trabzon’da sadece futbolun varlığını bilenlere, salon sporlarında da başarılı olabileceğimizi kanıtladınız. Sizlere teşekkür ediyoruz.”
Daha sonrada Yalıspor ile deplasmanlı hentbol ligine yükselmiştik. Maçlarımızı hiç kaçırmazdı. Faroz Yalıspor taraftarlarıyla KTÜ’nün spor salonunda birlikte maç izlemekten büyük keyif alırdı. Maçın tansiyonun artığı kötü tezahürat yapıldığında Vali Yılmaz Ergün elini havaya kaldırır bu centilmenliğe sığmaz dercesine taraftarı uyarırken, taraftarlarda tamam baba Vali diye ellerini kalbine koyup başlarını öne eğerek saygılarını ifade ederlerdi. Halkla o kadar iç içe idi ki; miniklerinden halk ne demek istediğini anlardı.
Yıllar sonra Trabzonluların Ankara’da buluşma mekânı Sedat Gedik ağabeyimizin bürosunda buluştuk. Daha gelmeden, “Ayhan gelecekse geleyim” sözü bana verdiği değeri gösteriyordu. Buluştuk, sarıldım, ellerini öptüm. Kucaklaştık. Bir baba oğul gibi. Geçmiş anıları fotoğraflarla yâd ettik. Onu dinlerken devletin gücünü ve şefkatini hissettik.
Anılarından birini anlatırken; “Turgut Özal Başbakan, Sümela Manastırı’na gittik. Geri döndük, Maçka’da durduk. İleride partinin seçim otobüsü duruyor. Sayın Başbakan, ‘Buyurunuz sayın valim, beraber gidelim’ dedi. Ben de, ‘Sayın Başbakanım, ben devletin valisiyim. Size refakatim buraya kadar’ dedim. O da, ‘Doğru söylüyorsun sayın valim’ diyerek elimi sıktı, vedalaştık. O da parti otobüsüne doğru yürüdü. Onu dinlerken devlet nezaketi görüyorsunuz. Devlet adamı olmanın gereğini öğreniyorsunuz.”
Diğer bir anısını dinlerken, öyle bir güvenilir devlet adamı idi ki; dönemin Cumhurbaşkanı kendisini Devlet Denetleme Kuruluna atamak istiyor. Özel kalem, “hayırlı olsun” diyor. Ama Vali Yılmaz Ergün, “Ben bunu kabul edemem” diyor. Özel kalem, “Beyefendiye kendiniz söyleyiniz” diyor. İçeri giriyor. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “hayırlı olsun” diyor. Vali Yılmaz Ergun, “Bana teveccühünüze çok teşekkür ederim ama bu görevi kabul edemem! diyor. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, çok şaşırıyor; “Bu görev için herkes torpil yapıyor ama siz neden kabul etmiyorsunuz?” diyor. Vali Yılmaz Ergun, “Efendim” diyor, “Denetleme Kurulu üyesi olarak öldüğümde tabutumda Türk bayrağının olabilmesi için Ankara valisinin izni olması lazım. Oysa ben vali olarak Türk bayrağına sarılı ölme hakkımı saklı tutmak istiyorum” diye cevap verir. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, ona duygu yüklü olarak sarılır, “o da bizim eksikliğimiz, onu da düzeltelim” der.
Sayın Valim, bugün sizi kaybetmenin üzüntüsü içerisinde, o uğruna hizmet ettiğiniz Türk bayrağı sizin hakkınız olarak üzerinizde olacak. Siz, devlette devlet adamlığını öğrettiniz. Siz, halkın gönlünde yıllar geçse de unutulmaz oldunuz. Bana “evladım” sözünüz kulaklarımda her an çınlayacak. Sizi unutmayacağız.
Bugün örnek bir devlet adamını uğurluyoruz. Hatıraları her zaman yaşayacak. Allah’tan rahmet diliyoruz. Saygıyla her daim unutmadan anacağız.