Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan olaylar ve öncesinde gerçekleştirilen öğretmen ve öğrenci cinayetleri yüreklerimizi yaktı. 35 yıllık eğitimci kimliğimle gözyaşlarım içeresinde kalbimin sessizliğinde bu acıyı paylaşıyorum.
Bir öğretmen için öğrencisi kınalı kuzudur. Almadan veren mesleğin adıdır öğretmenlik…
Burnu akan çocuğun burnunu silen, koşarken pantolonu düşen çocuğun pantolonu yukarı çeken kişinin adıdır öğretmen…
Bir okulda aç olan çocukları için kuzine sobada çorba kaynatan kişinin adıdır öğretmen…
Okula hasta olup gelmeyen çocuğun evine ilaçlarıyla giden kişinin adıdır öğretmen…
Kendi çocuğundan çok öğrencilere değer veren mesleğin adıdır öğretmenlik…
Adına şikayet hattı açılan şikayet edilen mesleğin adıdır öğretmenlik…
Kendi yemeden öğrencisini yediren, kendi giymeden öğrencisini giydiren kişinin adıdır öğretmen…
Öğrencisini kurtarmak için ölümüne üzerine atlayan kişinin adıdır öğretmen…
Çağdaş medeniyet seviyesine ulaşacak nesilleri sevgiyle, saygıyla, hoşgörüyle, ilgiyle yetiştiren mesleğin adıdır öğretmenlik…
Atatürk’ün “yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” dediği kişinin adıdır öğretmen…
Ancak son yıllarda ülkemizin en değerli mesleği öğretmenlik çok değer kaybetmiştir.
Okullarda “Sivil İnisiyatif” adı altında kılık kıyafetteki serbestlik öğretmenlik mesleğine çok zarar vermiş, öğrencinin gözünde öğretmeni rol model olmaktan çıkarmıştır.
Okullara “değerler eğitimi” altında pedagojik formasyonu olmayan kişiler gönderilmiş, okullar eğitimde bilimsellikten uzaklaştırılmıştır.
Öğrencileri sabahtan akşama kadar tam zamanlı okula mahkûm edip onların sosyal gelişimine katkı verecek resim, müzik, beden eğitimi, tiyatro, edebiyat, sanat, teknolojik gelişim alanlarının önü kapatılmış, A sosyal insanlar yetişme modeli ortaya koyulmuştur!..
Müfredat boğulmasıyla tam gün öğretim yapılmış, onların ihtiyacı olan merhameti ve vicdanına hitap eden bir model ortaya koyulmamıştır.
Öğrencilerin hayatında sosyalleşmede ve hareket eğitiminde çok anlamı olan, birlikte hareket etme, aynı duyguları paylaşma, yardımlaşma, işbirliği daha nice sayılacak katkılarıyla duygularını geliştirecek ilkokullarda beden eğitimi dersine beden eğitimi öğretmenleri girememektedir. Daha işin başında biz çocukları yalnızlığa itmekteyiz.
Çocuklar suçlu değil, biz suçluyuz. Çünkü sistem adında dayattığımız eğitim sistemi onların duygularına, taleplerine hitap etmiyor.
En son şura ne zaman yapılmış? Bu çocuklar kendi şuralarında karar alınırken bulunmuşlar mı?
Kendi kararlarını bile biz verdik onların adına!..
Onların kendi okumak istediği okullara fırsat verdik mi? Yoksa dayatmacı modelle okumak istemediği okullara mı gönderdik?
Onların duygularını dinledik mi? Yoksa “benim istediğim bu, sen bunu olacaksın” mı dedik?
Bir gün okul müdürlüğüm dönemimde velilere şöyle seslenmiştim: “Çoğunuzun yetişme zamanını kaçırırsanız onun geleceğini kaçırırsınız.”
Eğitimin ilk başladığı yer ana kucağıdır. O sıcaklık ve sevgi her çocuğun hakkıdır. Aile içerisinde geliştirilen kontrolsüzlük eline silahla ateş etmeyi öğretecek kadar cahillik taşıdığı gibi kalemle, bilimle insanlığa faydalı olacak yöne doğru da teşvik edilemeyen bir acı öyküsünü karşımıza çıkarır.
Sanal dünyanın ve aile içi travmaların, şiddet içerikli mafyavari hangi dizilerin önünü aldık? Onlardan çocuklarımızı koruduk mu? O zaman suçlu kim?
Bugün geleceğe ışıl ışıl bakan kınalı kuzularımız çocuklarımızı toprağa verdik. Onları hayalleri, gelecekleri vardı. Bu ibretlik acı olaydan hâlâ ders çıkarmayacak mıyız?
Değişen bir şey olmayacaksa o zaman suçlu biziz!..
