Adnan Özbilen
Beş, bilemedin altı yaşlarındaydım.
Ganita o zamanlar daha doğal, daha samimi, daha sade… Deniz pırıl pırıl, martılar bile bir başka güzeldi. İnsanların birbirine selam verdiği, çayın sohbetten ayrılmadığı, doğanın henüz bugünkü kadar yorulmadığı zamanlar…
Nedim abim ocakta tavşan kanı çaylar yapıyor, Osman abim küllükleri boşaltıyor, çay boşlarını topluyordu. Müşteri azdı ama sohbet güzeldi. Paylaşım güzeldi. Ganita güzeldi.
İbrahim abimi de o zamanlar tanıdım.
Nam-ı diğer “Banzo İbrahim”…
Şimdiki mankenler yanında halt etmiş!
Babam Mehmet Salih, hemen çay bahçesinin dibinde denize girmek isteyenler için soyunma kabinleri yapıyordu. Bir gün dört-beş kişi bir kayayı, milim milim sürükleyip kabinlerin yanına taşımaya çalıştık. Saatler geçti, kaya neredeyse yerinden oynamıyordu.
Tam o sırada İbrahim abi çıkageldi.
“Bırakın abi,” dedi.
Beş kişi şaşkınlıkla kayayı bıraktı.
Banzo İbrahim kayayı tek başına kaldırdı, istediği yere götürüp bıraktı.
Sonra da hiçbir şey olmamış gibi koşarak denize atladı.
O an aklıma kazındı.
Hâlâ hatırlar, hâlâ gülerim.
Çünkü İbrahim abinin gücü normal bir insanın gücü değildi.
Kimler yoktu ki o zamanlar Ganita’da…
Zeki abim vardı, Rahim abi, Ceyhan abi ve daha nice insan… Kimi hayatımıza girip geçti, kimi bir hatıra olarak kaldı. Ganita'nın taşlarına, çay bardaklarına, denizine karışıp gittiler.
Bir gün Kalepark'ta sihirbaz gösterisine gitmiştik.
Şapkadan tavşan çıkaranlar, kâğıt oyunları yapanlar derken bir tanesi de kocaman bir demiri eğeceğini söyledi.
Adam demiri eline aldı, zorlandı, yüzü kızardı, biraz daha zorlandı.
Biz çocuk gözlerimizle hayran hayran bakıyoruz.
Derken Banzo kalktı.
Adamın elinden demiri aldı.
Bir hamlede ikiye katladı.
Sonra da adama geri verdi.
Adamın suratını hâlâ gözümün önünde görüyorum.
Benim kahkahayı nasıl tuttuğumu ise hiç hatırlamıyorum!
Banzo abi, çay bahçesinin hemen yanında oturuyordu. Günlerimiz beraber geçerdi. Bir de kayığı vardı. Bazen kayığı bana verirdi. Çocuktum ama kayıkla mağaranın oralara kadar giderdim.
Açık yasaktı tabii…
Ama çocukluk işte.
Bir gün denizin ortasında kürekleri çekiyorum, kürekler boşa gidiyor. Kayık olduğu yerde duruyor.
“Nasıl olur?” diye düşünürken birden havada olduğumu fark ettim.
Meğer Banzo abim kayığı denizin ortasında kaldırmış!
İşte o zaman anlamıştım ne kadar güçlü olduğunu.
Ama yıllar sonra Banzo İbrahim'in gücünün yalnızca kaya kaldırmakla, demir bükmekle sınırlı olmadığını öğrenecektim.
Yıllar geçti.
Bir gece sabaha karşı uykum kaçtı. Televizyonu açtım. Karşıma 1967 yapımı bir Türk filmi çıktı:
Elveda.
Yapımcısı Trabzon doğumlu Ertem Eğilmez.
Yönetmeni ödüllü yönetmen Tunç Okan.
Oyuncular arasında Kartal Tibet ve Ganita'da doğup büyüyen Tanju Gürsu…
Filmde bir sahne vardı.
Polis rolündeki Tanju Gürsu, İstanbul-Trabzon arasında yolcu taşıyan bir gemiden aşağı atlıyordu.
Gemiden Çömlekçi sularına…
Bir anda yerimden doğruldum.
“Bu adam Banzo İbrahim!” dedim.
Meğer yıllar önce film ekibi gemiden denize atlayacak birini aramış.
Geminin kaptanı Tufan Bey,
“Atlasa atlasa Banzo atlar,” demiş.
Aramışlar, bulmuşlar.
Genç Banzo İbrahim, o zamanlar 19-20 yaşlarında…
Gemide kendisine,
“Atlar mısın?” diye sormuşlar.
“Atlarım,” demiş.
Onu o günlerden tanıyanlardan biri de bizzat Tanju Gürsu'ymuş.
Tunç Okan'ın kamera arkasından “Atla!” demesiyle kendisini gemiden aşağı bırakmış.
Karanlık Karadeniz sularına, bir martının suya dalışı gibi dalmış.
Tek seferde çekim bitmiş.
Banzo çıkmış gemiye, kurulmuş.
Ne para konuşmuş ne pul…
“Hadi eyvallah,” deyip gitmiş.
İşte benim çocukluğumun Banzo İbrahim'i buydu.
Kendine has, mütevazı, az konuşan ama yaptığı her şeyi insanın aklına kazıyan bir adam.
Yıllar geçti.
Hâlâ fit.
Hâlâ dimdik.
Boyu 1.80'in üzerinde.
Şimdi Faroz'da yaşıyor.
Ama ayda bir iki defa Ganita'ya gelmez, çayımızı içmezse rahat edemiyor.
Çünkü bazı insanların adresi değişir ama memleketi değişmez.
Banzo İbrahim için Ganita yalnızca bir semt değil.
Bir ömür.
Bir çocukluk.
Bir dostluk.
Bir kayık.
Bir deniz.
Ve belki de hiç kimsenin bilmediği bir sinema sahnesi…
Bugün Ganita Kültür Sanat Derneğimizin kurucu üyelerinden biri.
Ganita denince akla gelen üç-beş isimden biri.
Ben onu önce kayayı kaldırırken tanıdım.
Sonra demiri bükerken gördüm.
Sonra kayığı denizin ortasında kaldırdığını gördüm.
Yıllar sonra ise bir gece televizyon ekranında, gençliğini gördüm.
Bir geminin güvertesinde…
Karadeniz'in karanlık sularına bakarken.
Ve o an anladım ki bazı insanlar yalnızca yaşadıkları yere değil, başkalarının hatıralarına da iz bırakıyor.
Seneler sonra bile bir televizyon sahnesi çıkar karşına…
Bir gemi görünür.
Bir adam kendini Karadeniz'in sularına bırakır.
Ve sen birden beş yaşına dönersin.
Ganita yine eskisi gibi olur.
Deniz yine pırıl pırıldır.
Martılar yine başka türlü uçar.
Nedim abi yine tavşan kanı çay yapar.
Osman abi küllükleri toplar.
Ve Banzo İbrahim…
Bir kayanın yanında, o kendine has gülümsemesiyle durur.
Sen çok yaşa Banzo İbrahim.
Çünkü bazı insanlar bir semtin değil, bir şehrin hafızasıdır.
Sen de Ganita'nın hafızasısın.