Ganita’dan Mektup

Ganita’dan Mektup

Adnan Özbilen

Bazı insanlar bir şehirde yaşar; bazıları ise bir şehrin hafızasında yer eder. Benim ömrümün büyük kısmı Ganita’da geçti. Çocukluğumun ilk koşuları, gençliğimin en güzel günleri, dostluklarım, sevinçlerim ve hüzünlerim hep bu taşların üzerinde büyüdü. Bugün hâlâ sabah gözlerimi açtığımda aklıma gelen ilk yer Ganita’dır. Çünkü burası benim için yalnızca denize karşı çay içilen bir yer değil; dedemden, babamdan ve ağabeyimden bana kalan en kıymetli emanettir.

Ganita’nın hikâyesi, denizin tuzuna karışmış eski bir zaman masalı gibidir. 1900’lü yılların başında denizin üzerine kurulan bu güzel mekân, önce dedem Ali Bey’in ellerinde filizlendi. Ardından babam Mehmet Salih Özbilen, bu emaneti sevgiyle büyüttü. Daha sonra ağabeyim Osman Özbilen ile birlikte aynı mirası omuzlarımızda taşıdık. Osman ağabeyimi kaybedeli yıllar oldu ama onun emeği, sesi ve hatırası hâlâ bu taşların arasında dolaşır. Ben de bugün, onun anısını yaşatarak Ganita’nın ışığını söndürmemeye çalışıyorum.

Bazen sabahın ilk saatlerinde denize bakarken düşünürüm: Bu taşlardan kimler geçmedi ki? Kimler burada çayını yudumlarken hayaller kurmadı? Kimler ilk aşkını burada yaşamadı? Kimler ayrılığın acısını martıların sesine karıştırıp denize bırakmadı?

Ganita yalnızca bir mekân değildir; insanların hayatına dokunan görünmez bir dosttur. Burada kimse uzun süre yabancı kalmaz. Bir selam, bir bardak çay, bir gülümseme yeter; tanımadıklar bile kısa sürede eski dostlara dönüşür. Çünkü Ganita’nın mayasında dostluk vardır.

Dostluk; çıkarsız sevmektir, güvenmektir, paylaşmaktır. Sevinci çoğaltmak, acıyı hafifletmektir. Ayağın kaydığında seni tutup kaldıran görünmez bir eldir. Ben bunu bu taşların üzerinde defalarca gördüm.

Nedim Ağabey’in çay ocağında demlenen tavşankanı çayın kokusu hâlâ burnumdadır. Köpüklü kahveler hazırlanırken ocağın arkasında lüferler ızgarada pişer, salatalar ince ince doğranırdı. Sofra kuruldu mu tanıdık tanımadık herkes davet edilirdi. Çünkü burada paylaşmak, hayatın en doğal hâliydi.

İşler bittiğinde Ganita’nın önünde maçlar başlardı. Akşamüstü başlayan oyunlar gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürerdi. Herkes kardeşti, herkes arkadaştı. Cemal Tilki, “Radyocu Ahmet”, Rahim Abi, Fuat Abi ve daha nice dostumuz bu taşlarda büyüdü, bu denizde yüzdü, bu rüzgârı içine çekti.

Trabzonlu için deniz sadece su değildir; deniz, ruhumuzun aynasıdır. Dalgalarımız nasılsa biz de öyleyiz: Coşkulu, duygulu, bazen hırçın ama her zaman içten. Denize ne kadar yakınsak, kendimize de o kadar yakınız. Bu yüzden Ganita, Trabzon’un hafızası, kalbi ve vicdanıdır.

Yetmiş yaşına yaklaşan dostlarım bana sık sık şöyle der: “Burada doğduk, burada büyüdük. Gecemiz gündüzümüz burada geçti.” Gerçekten de Ganita, insanların yalnızca çay içtiği bir yer değil; ömürlerinin en kıymetli anılarını bıraktıkları bir yuvadır. Burada kahkahalar da yankılandı, sessiz gözyaşları da… İlk aşklar da filizlendi, vedalar da denize karıştı.

Benim için Ganita yaşayan bir varlıktır. Nefes alır, dinler, hatırlar. Rüzgârı konuşur, dalgaları anlatır.

Ve size bir şey söylemek isterim…

Eğer bu anlattıklarımı gerçekten görmek, bu dostluğu hissetmek, martıların sesini duymak, denizin kokusunu içinize çekmek ve Ganita’nın taşlarında bir ömür biriktiren insanların hikâyesine tanıklık etmek isterseniz; Tamer Küçük’ün kaleme aldığı “Ganita’nın Üstünden Bir Martı Geçti” adlı oyunu mutlaka izleyin.

Bu oyunda anlattığım bütün anılar, bütün dostluklar ve bütün duygular sahnede yeniden hayat bulacak. Gülerken geçmişinizi hatırlayacak, hüzünlenirken içinizdeki Trabzon’u yeniden keşfedeceksiniz.

Rubenis İş Merkezi Tiyatro Salonu 9 Haziran ve 12 Haziran Saat 20.00

Mutlaka gelin. Çünkü bazen bir oyun, sadece izlenmez; yaşanır.

Bazen bir hikâye, sadece anlatılmaz; kalbe dokunur.

Ve bazen bir martı geçer insanın üzerinden…

Geride ömür boyu unutulmayacak hatıralar bırakır.

Bugün Ganita Kültür Sanat Derneği sayesinde bu hatıralar geleceğe taşınıyor. Tamer Küçük ve Ganitalı büyüklerimin (Ceyhan Murathan, Osman Çavuşoğlu, İsmail Kansız, İsmail Fandaklı, Ayhan Pala) kardeşlerimin gösterdiği emek beni çok duygulandırıyor. Ganita’nın yalnızca geçmişte kalmaması, yeni kuşakların da bu kültürü tanıması gerektiğine inanıyorum. Tamer Küçük’ün hazırladığı Ganita’nın Üstünden Bir Martı Geçti” adlı çalışma da bunun en güzel örneklerinden biri. Yakında sahneye taşınacak bu anlattıklarım.

Bugün hâlâ sabah çay ocağının kapısını açtığımda, dedemin sesini duyar gibi olurum. Babamın emeğini, ağabeyimin gülüşünü hissederim. Deniz aynı denizdir. Martılar aynı martılardır. Dalgalar yine aynı taşlara vurur.

Ve ben her gün aynı duyguyla şunu söylerim:

Ganita sadece bir çay bahçesi değildir.

Ganita dostluktur.

Ganita kardeşliktir.

Ganita paylaşımdır.

Ganita hatıradır.

Ganita, Trabzon’dur.

Benim ömrüm bu taşların üzerinde geçti. Nefesim bu denizin kokusuyla doldu. Hayatımın en güzel yılları burada yaşandı.

Allah ömür verdiği sürece bu emaneti korumaya devam edeceğim.

Çünkü Ganita, bir kentin hafızasıdır.

Ve ben bu hafızanın yaşayan tanıklarından biriyim.

Sağolsun Ganita. Oyunda da geçen bu replik için Tamer Küçük kardeşime sonsuz teşekürler: “Ganita sadece bir semtin adı değil, bir kültürün, bir aidiyetin adıdır.”