Çok Kalitesiz Bir Hayatı Çok Pahalıya Yaşıyoruz

Eskiden “hayat pahalı” derdik.
Ama yaşadığımız hayatın bir karşılığı vardı.

Şimdi mesele sadece fiyat değil.
Mesele şu: Kalitesiz bir hayatı, fahiş bir bedelle yaşıyoruz.

Ödediğimiz artıyor.
Aldığımız azalıyor.
Cebimiz inceliyor.
Umutlarımız da öyle.

***

Geçen gün tost yapayım dedim.
Tostluk eritme kaşar peyniri aldım. 15 gün önce 200 liraydı.
Bu hafta gittim: 285 lira.

Maaş?
Aynı.

Ama biz ne yapıyoruz?
Peyniri korkarak kesiyoruz. İnce… Daha ince… Biraz daha ince…
Normalde üç günde bitecek peynir, 15 gün dayanıyor.
Tost değil, ekonomik strateji yapıyoruz mutfakta.

Eskiden ekmek bayatlamasın diye düşünürdük.
Şimdi kaşar bitmesin diye plan yapıyoruz.
Buzdolabı değil, adeta maliye bakanlığı çalışıyor evde.

***

Domates 40 liraydı.
On beş gün sonra 70 lira.

Soruyorsun:
“Benzine zam gelmedi ki?”

Cevap?
Yok.

Ama servisçi abi çok net:
“Sene başı 2600’dü, benzine iki zam geldi 3400 oldu.”

Bizim maaş?
Hâlâ aynı.

Yani benzine zam gelince her şey artıyor.
Benzine zam gelmeyince de artıyor.
Ekonomi artık fizik kurallarından bağımsız çalışıyor.

***

Marketten çıkıyorsun.
Poşet hafif.
Fiş ağır.

Eskiden poşet yırtılırdı.
Şimdi umut yırtılıyor.

Kasiyer fişi uzatırken göz teması kurmuyor.
Çünkü o da biliyor:
Bu fiş bir belge değil, bir travma.

***

Bir restorana gidiyorsun.
Menü pahalı.
Porsiyon küçük.
Lezzet sıradan.

Masadan doymadan kalkıyorsun ama hesap tokat gibi.

İşte biz tam olarak böyle yaşıyoruz bu ülkeyi:
Doymadan kalktığımız bir sofraya sürekli zam geliyor.

***

Telefon fiyatı uçuyor.
Paket pahalı.
Konuşmalar kısa.

Herkes birbirini izliyor,
kimse kimseyi duymuyor.

Sosyal medya sınırsız.
Tahammül sınırlı.

Paylaşım bol.
Samimiyet kıt.

***

Beton yükseliyor.
Nefes azalıyor.

Park küçülüyor.
AVM büyüyor.

Bir ağacın gölgesi ücretsizdi.
Şimdi gölge bile metrekare hesabı.

Çocuklar sokakta değil, ekranda büyüyor.
Oyun pahalı.
Oyuncak pahalı.
En pahalısı: çocukluk.

***

Mesai uzuyor.
Tatiller kısalıyor.
“Şükret” kelimesi, hak aramanın yerine konuluyor.

Yorgunluk kronik.
Stres sabit.
Emeklilik masal.

İnsan yaşamak için değil;
yaşayabilmek için borçlanıyor.

***

15 gün önce 200 lira.
15 gün sonra 315 lira.
Ay sonu 540 lira.

Ama maaş?
Yerinde sayıyor.

Market artıyor.
Servis artıyor.
Kira artıyor.

Sadece biz artmıyoruz.

***

Bize sürekli şu cümle fısıldanıyor:
“Her yerde böyle.”

Hayır.
Her yerde böyle değil.

Ama biz böyle olmasına alışıyoruz.

En tehlikelisi bu:
Kalitesizliğe alışmak.
“İdare eder”le ömür tüketmek.

***

Bir kahvenin tadında,
bir sohbetin sıcaklığında,
bir sokağın güveninde,
bir çocuğun gülüşünde anlam bulmalıydı.

Şimdi her şeyin etiketi var.
Ama değeri yok.

Çok pahalı yaşıyoruz.
Çünkü bize ucuz bir hayat reva görülüyor.

***

Bu kadar bedel ödüyorsak,
neden bu kadar eksik yaşıyoruz?

Sorun sadece ekonomi değil.

Sorun;
insanın değersizleştiği,
zamanın ucuzladığı,
hayat kalitesinin gözden çıkarıldığı bir düzen.

Ve bu düzen, bize pahalıya patlıyor.

***

Ama unutmayalım:

Hayat pahalı olabilir.
Kalitesiz olmak zorunda değil.

İnce kestiğimiz kaşar kadar incelmesin onurumuz.
Domates kadar hızlı artmasın sabrımızın fiyatı.

Bir gün bu hesabı biz keseceğiz.
Ve o zaman, gerçekten doyacağız.