BEKLEMEK GÜNEŞ’İ

Aslanı kafese kapatırsanız, kafes onun dünyası olur. Denize açılan kayık, patlayan fırtınaya kadar yol alır. Eğer bir yerde demiryolu yoksa tren de yoktur. Tarih ise kafesten kaçmaya çalışan aslanı, fırtınaya yol alan kayığı yazar. Tren yollarını yapan insanları yazar.

Bazen bir kişi bile o kadar çok şey değiştirebilir ki... Bodrum’a büyük bir anlam bırakan Halikarnas Balıkçısı’nı düşünün veya Kapadokya’da tarihi dokunun yok olmasını ilk engelleyen insanları düşünün... Muzaffer Sarısözen, Halk Müziği’ni külliyat sayılabilecek bir kütüphane haline getirmedi mi? Ahmed Arif, tek bir kitap yazdı ve o kitapla kült olmadı mı? En önemlisini söylüyorum; Mustafa Kemal Atatürk, bir ülkeyi, yeni bir düşünsel dünyayı yoktan var etmedi mi?

Çok bilindik bir atasözü vardır; “başlamak, bitirmenin yarısıdır”. Tarih başlayan insanları yazmıştır. Çünkü başlayan insanlar bitirmişlerdir, en azından bitirdikleri veya bitirilmesine neden oldukları şeyler vardır. Örneğin; Klasik Müzik bestecisi Paganini, kemanıyla farklı bir teknik uygulamıştır. Ancak ondan sonra gelen besteciler ve icracılar onun tekniğini çok farklı noktalara taşımışlardır. Ama başlayan, başlatan Paganini olmuştur. Yani diyeceğim o ki düşünen, üreten, sorgulayan, cesaretli olan, oluşturdukları düşünsel dünyayı eyleme sokan insanlar kazanan, kazandıran ve değiştiren insanlardır.

Bizlerin aslan olması çok önemli değil. Eğer kendi düşünsel dünyamıza kafes yaratıyorsak, kendi kısır döngülerimize tutkuluyuz demektir. Kendine, başkalarına mahkum olmuş insanlardan farklı şeyler beklemek hayalcilik olur.   O insanların yapabilecekleri en önemli şey tribünlere oynamak, gürültü çıkarmak ve “ben ben” diye haykırmaktır. Düşünsel dünyaları kafes içinde olduğundan dolayı aslında kendilerine bile faydaları yoktur. Yalnızca bir insanın yaşaması için gerekli olan biyolojik ihtiyaçlarını giderirler. Buna yaşamak denirse…

Şimdi görüyorum ki bir umut var. Görüyorum ki yeni insanlar düşünsel dünyalarının kafeslerini açmışlar. Mevlana’nın vurguladığı gibi yeni şeyler söylemek isteyen insanların sayısı artmış. Fırtınaya yelken açan kayıklar görüyoruz denizde. Söyleyecek sözü olan insanlar görüyoruz. Gökyüzüne bakan, denizin tuzlu kokusunu içine çeken, türkü söyleyen insanlar görüyoruz. Ve biliyoruz ki kimse süreci sırtına yük saymıyor. Ve safralarını ata ata yürüyor Güneş’in doğduğu yöne doğru.

Ne mutlu ne mutlu ne mutlu

Bulutların gölgesinde

Güneş’i bekleyen insanlar var…