• 0537 331 9315
  • ganitabordohaber@gmail.com
Ganita Haber - Kültür - Sanat - Spor Ganita Haber - Kültür - Sanat - Spor
  • HABER
  • KÜLTÜR & SANAT
  • YAZARLAR
  • SÖYLEŞİ
  • MİZAH
  • TURİZM
  • TARİH
  • SPOR
  • BELGESEL
  • İLETİŞİM
YAŞAM SORGULAMASI

YAŞAM SORGULAMASI

Özer İSKENDER 28 Eylül 2026

Sanal dünya diyoruz, bizlerin şartlı reflekslerin esiri olduğunu söylüyoruz, Yapay Zeka, dünyanın sahibi alacak diyoruz. Peki ellerimizle yüzümüze dokunduğumuz kendi etimiz değil mi? Dilimizden dökülen sözcükleri başkaları mı söyletiyor bize? Kıvrım kıvrım yürüdüğümüz yolları kendi ayaklarımızla yürümüyor muyuz? Soru sora sora büyümüyor muyuz? Dermansız dert olsa bile derman aramıyor muyuz?

Dünyayı sanal hale getiren biziz, ellerimizle yüzümüze dokunmayan biziz, yürüdüğümüz yolları gurbet kılan biziz, toprakta bir çiçek büyürken, o çiçeği koparan biziz. Sisler altında güneşi beklemeyen biziz, sözcükleri düğüm düğüm eden biziz.

Yetmedi mi bir bitkinin gövdesine tutunmamız, kömür ateşlerinin isi altında kalmamız, yazı yazmasını bilmeyenlerin esiri olmamız yetmedi mi? Sanki gün bir radyodan yükselen marş sesiyle başlıyor, sanki düşündüğün şeyler insanların dudaklarından çıkacak sözcüklere bağlı kalıyor. Türküde diyor ya; “Ben ayrılmaz idim felek ayırdı”, felek insanları yalnızca ayıran olgu muydu?

İki dağın arasında başladı öykümüz. Ve dağları aşmak gibi bir hikâyemiz oldu. İki dağın arasından bir ırmak geçti, o ırmağı aşmak oldu öykümüz. Şiir yazdık, türkü söyledik, ağladık, dolduk. Şiir yaşamın kıyısında yaşamaksa, öykü yaşamın ortasında varolmaktı. Yaşamın ortasında varolduk. Ve kendi öykümüzü yazarken, nasıl sert şiirler söyledik. Irmakları aştık, dağları aştık. Şiirde söylendiği gibi doğdukları yerde ölenler gibi olmadık. Ama Dünya kuşattı bizi, neon ışıkları sardı gövdemizi. Yazmayı unuttuk, konuşmayı unuttuk, sevmeyi unuttuk. “Sevdalı gelin öldürdün beni” demeyi unuttuk.

Bir kaynaktan doğarken, bu kadar saf ve temizken nasıl zifin çiçeklerinin ağusuna kandık?  Bu dünyayı kimliksiz kılanlar nasıl bizi de kimliksiz kıldı? Şimdi biliyoruz ki lal olmuş dillerimizle konuşmayı şehvetle özlüyoruz. Gözlerimize yapışıp kalan bir geyiğin ürkekliğiyle yaşama yabancılaşmış gibi bakıyoruz. Sevmek tüketmemektir, güzel olan ne varsa tüketiyoruz. Yaşam buysa eğer, neden yaşıyoruz?

İNSAN VE İNSAN

İNSAN VE İNSAN

Özer İSKENDER 21 Eylül 2026

Bazen futbol mutlu ediyor insanı. Hatta sevdiğin takım önemli bir maç kazanınca, sabaha kadar spor programlarını izleyerek kendine bir anlam yüklüyorsun. Bazen denizin üzerinde ilerleyen yağmuru izliyorsun ve bulunduğun yerde başlayınca yağmur mutlu oluyorsun. Bazen yağmur sonrası toprak kokusu ve nemi azalmış gökyüzünde parlayan güneş içini ısıtıyor. Kimi zaman uzun süre konuşmadığın dostlarınla konuşunca, kimi zaman sevdiğin bir şarkıyı dinlediğinde, kimi zaman çok sevdiğin dizi yaz tatili sonrası yeni bölümleriyle başladığında. Seni ne kadar mutlu edeceğini hissettiğin şeyler, senin yaşamına ve psikolojik dünyana denk düşen şeylerdir.

Ama asıl mutluluk nedir biliyor musun? Kendi düşünsel dünyandan hırsı, intikamı, nefreti yok edebilmektir. İnsanlar yaş alırlar ve her alınan yaş ağaçlardaki çizgiler gibi izler bırakır.  Yaş aldıkça insanlar doğru kavramının intikam ve nefretten çok daha anlamlı ve gerçek olduğunu öğrenirler. Geçmişte sana yapılan yanlışı değil de her olayı kendi içindeki doğrularla değerlendirirsin. Aldığın her karar ve davranış modelin asla hırs, nefret ve intikamla biçimlenmez. Bu durum yalnızca aldığın yaşla açıklanmaz tabi ki. Düşünsel dünyası derin olan insanların, soru sormasını soran insanların ve önyargıdan arınmış insanların yaşamı modellemesiyle ilgili bir durumdur bu.

Kan davası ilkel toplumların feodalitesi içinde tanımlanır. Aslında feodal yapıyla birlikte, egosal ve psikolojik bir durum barındırır kan davası kendi sosyolojisinde. Kan davası ilkelliği son süreçte oldukça azalmıştır. Artık insanların öldürüldüğü bir biçimden, başka bir şekle evrimleşmiştir. Ego, hırs, nefret, intikam duyguları insan psikolojisi içinde başka şekillere dönüşmüştür. İş dünyası savaşları, aynı siyasi düşünce içindeki savaşlar, arkadaş ortamları içindeki savaşlar daha doğrusu insanların toplumsal anlamda yaşadıkları her yerdeki savaşlar yeni ve çağcıl bir kan davası modelini ortaya çıkarmıştır.  Yani insanlar çağdaşlaştıklarını veya düşünsel anlamda ileri gittiklerini iddia etseler de ilk çağlardan beri içlerine genetik olarak kodlanmış ilkelliklerini başka bir şekilde yaşamaktadırlar, yaşatmaktadırlar.

İnsanlardan kaçmak, yaşamın dinamizminden kaçmak, iş dışındaki zamanlarını evde daha çok geçirmeyi istemek, futbol ve dizi gibi popüler kültür içindeki olgularla teselli bulmak vs. gibi davranış modelleri yeni insanı en iyi anlatan modellerdir. Yeni Dünya Düzeni aslında insanın etinden, sütünden yararlandıktan sonra onu yalnızlaştırmak istemektedir. Ve bunu yaparken kullandığı yöntemlerden birisi, yeni bir kan davası modeli oluşturmaktır.  Kendilerini diğer canlılardan daha üstün gören insanlar, aslında yüzü parlatılmış ilkel bir canlı türüdür. İşin kötü tarafı bu ilkelliklerinin asla farkında olmamalarıdır.

En başta söylediğim gibi iz bırakmayı becererek yaşadığın süreç, seni ilkellikten kurtaran süreç olabilir.  Kendi kendinle konuşmalısın. Kendi kendiyle konuşmasını becerebilen insan, doğru kavramının yolunu bulma olasılığını içinde barındırabilen insandır. Hırs, intikam, nefret kavramlarının ne olduğunun farkına varabilen insan, ilkellik halkasından ayrı yeni bir halka oluşturmaya başlamış bir insandır.

KAZANMAK, KAYBETMEK

KAZANMAK, KAYBETMEK

Özer İSKENDER 14 Eylül 2026

Kazanmak için her yol mubah mıdır? Tek yol kazanmak mıdır? Bazen kaybetmek kazanmaktan daha mı onurludur? Kazanmak bir sonuç mudur, içinde matematiği barındıran bir olgu mudur?

Düşünün; bir futbol maçı oynuyorsunuz, karşı takımın kalecisi yerde yatıyor ve kale boş. Siz gol atar mısınız? Eğer gol atmışsanız, o attığınızın golü içselleştirebilir misiniz? Tuttuğunuz takım hak etmeden kazandığında mutlu olur musunuz? Güçlü ve iyi olmak için hep kazanmak mı gereklidir? Tuttuğunuz takım hep haklı mıdır? İnsanlar güçlünün yanında yer almayı maalesef seviyorlar. Düşünün Giresun’da yaşayan birisi Fenerbahçe’yi tutuyor, Afyon’da olan biri Galatasaray’ı. Peki insanlar neden bulundukları ilin takımını desteklemiyorlar? Çünkü Fenerbahçe, Galatasaray güçlü ve kazanma olasılıkları yüksek. Sen gücün yanında yer alarak, o güçten aldığın sanallıkla kendi yetersizliğini kamufle edebiliyorsun.

İnsanlar destekledikleri takımların, destekledikleri kişilerin, destekledikleri siyasi görüşün vs. hatalarını görmezden gelirler. İnsanlar kendi egolarını tatmin etmek adına, gördükleri yanlışları görmemek için kamufle etmek için direnirler. Oysaki her yanlış uygulama senin egonu tatmin ederken, gücüne güç katarken başkalarının hayatını mahvedebilir. Kayıtsız kalmak, sessiz kalmak, kazanmak için her yolun mubah olduğuna inanmak yaşam içinde bizi insanlıktan çıkaran bir davranış modelidir.

İnsanları diğer canlılardan ayıran özellikler vardır. Düşünmek, sorgulamak, merhamet etmek, adaletli olmak, ahlâklı olmak vs. gibi. Örneğin daha güçlü bir erkek aslan ailenin lideri olan diğer aslanla yaptığı kavgayı kazanarak bir aslan ailesini dağıtıp o ailenin yeni lideri olabilir. Hatta diğer erkek aslandan olan yavruları öldürebilir. Bu aslanların doğasında var olan ve içgüdüsel olan bir davranış modelidir. Peki insanların doğası böyle mi olmalıdır? Eğer böyle olacaksa, insanların hayvanlardan ne farkı vardır ki?

Bence insan hak etmediği hiçbir şeyi kendine hak görmemelidir. Eğer insansa,  adaletsizce kazanılan hiç bir şeyin doğruluğunu savunmamalıdır. Kazanmayı hak etmediğin bir maçı, hakemin taraflı kararıyla kazanmışsan bu seni mutlu etmemelidir. Siyaset, spor, sanat vs. her şey insanların varlığı için vardır. Başkalarını yok ederek varlığınızı ispatlayamazsınız. Gün gelir başkalarını yok ederek yaptığınız güç gösterisi, başka bir süreçte sizin yok olmanıza neden olabilir. Cümlelerimi şöyle bitirmem gerekli; insanca yaşamaya, insanlığı hak etmeye herkesin bir gün ihtiyacı olabilir. Önce insan olmak yaşamın özüdür. Sözü, özü gibi olmalıdır insanın.

YANLIŞLAR DOĞRULARDAN DAHA DOĞRU OLABİLİR

YANLIŞLAR DOĞRULARDAN DAHA DOĞRU OLABİLİR

Özer İSKENDER 08 Eylül 2026

Doğrular yanlışların kardeşi olabilir. Yanlışlar doğrulardan daha doğru olabilir. Doğrular ve yanlışlar sandığın gibi olmayabilir. Sandıkların sandığın gibi olmayabilir. Yaşadıkların taşıdığın yükler kadardır. Bulutlardaki yüklerde taşıdığı su buharı kadardır. Yağmur yağar, toprak ıslanır. Bulutlar rüzgarın savurduğu yere doğru gider.

Bir söyleşide söylenen cümleydi; "Kitap, şiir, film vs. dünyayı değiştirmez. Kitapla, şiirle, filmle vs. uğraşan insanlar dünyayı değiştirebilirler."

Ve bu insanlar dünyayı değiştirirken mutlaka yanlarında soru soracakları birileri olmalıdır. Dünyayı değiştireceğim diye yola çıkmak, en az dünyayı değiştirmek kadar değerlidir. Bazense kimliğinden ödün vermediğini sanan insanlar, kendi kimliğinin egolarına mahkum olabilirler. Egoyla yol alan, o ego içinde boğulur. Kendini yenileyen insan, dünyasını değiştirme kudretine sahip olan insandır.

Bir yol yürümek için önce yolun olmalıdır. Sonra heyben dolu olmalı, yanında asla vazgeçmeyeceğin insanlar olmalı, o insanlar senden şüphe duymamalı ve inancın amacından daha değerli olmalıdır. Sana inanan insanlar, senin inancına da inanmalıdırlar.  Hem doğru nedir ki? Doğurgan bir yaşamın değişmeye aday olgusudur. Doğruya giderken, kendi doğrularını dostlarına yapıştırmayacaksın. Zor olan yanlışı anlamakken, doğrularla yürüme kolaylığını seçen insanlar dünyanın nasıl döndüğünün asla farkında değillerdir. Oysa dünya dönerken merkezkaç kuvvete karşı merkezcil kuvvet verdir. Yani bu iki kuvvet birbirini dengelediği için biz boşluğa savrulmayız. Doğru ile yanlışın birbirini dengelediği gibi. Bu dengelememiz olmasa kimliğimiz kimliksizlik olur.

Türkülerde diyor ya; “Ya dost ya dost ya dost”, bir enstrümanın sesine dost olmayanlar dost olamazlar. Kolay değildir yaşam içinde kendine ayraç koymadan yaşamak. Anlamaksa bu ayraç olmadan yaşayanların bilmediği şeydir. Ömür dediğin nedir ki? Dünyada bıraktığın izlerin rüzgarda savrulmasıdır. Yaşarken bir inanç için savrulmayan insanların izleri öldükten sonra savrulmuş neye yarar.

Yaran varsa saracak insan olmalı. Suyun yoksa  verecek insan olmalı. Elin boşlukta kalmamalı, gözün anlamsız bakmamalı.  Kaldıramayacağın yükten daha ağırını kaldırmamalı. Ama yanlış yapmaktan korkmamalısın. Başkalarının yanlışı senin doğrun olabilir, bunu bilmelisin.

KARALAMA

KARALAMA

Özer İSKENDER 01 Eylül 2026

Fırtına her şeyi değiştirebilir. Gözlerine kum kaçan insanlar koşuştururlar, deniz kabarır  ve kıyılar yalnızca  kabaran denize ve koşturan köpeklere kalır. O köpekler ki insan yığınlarının arasında farkedilmeyi bekleyip, şimdi rüzgarın uçurduğu naylonların peşinden koşan ve kendi öykülerinin kahramanı olan köpekler. Hava iyice kararır, deniz kararan bulutların rengini alır. Yağmur başlamak üzeredir. İşte tam o an bir türkü dökülür dilinizden; "Gara bulut çökmüş yine dağlar başına / Neler geldi neler geçti garip başıma."

Yani yaşam hep deniz kıyısında mutedil geçmez. Denizin kıyısında fırtınadan kaçan insanlar, kendi içlerinde yaşadıkları fırtınanın farkında mıdırlar acaba? Toz duman yutarız yaşamı içimize, alnımıza rüzgar dikenlerini saplar, sırtımızda büyük küfeler. Yürür gideriz bildiğimizi sandığımız ama bilmediğimiz yere doğru. Küfelerse büyür gider. Ağrılar ağrılar ağrılar.

Denize yalnız gözlerimizle bakarız. Yaşam  bakmak mıdır her şeye? Ellerinle uzanıp sevmek istersin siyah köpeğin ensesini, bir martı sessizliği bozar. Ve benekli alabalığın tüm renklerini geçirirsin içinden. Kahvenden bir yudum, bir yudum daha alırsın. Deniz paramparça, paramparça. Gerçeklerse büsbütün. Yarının geleceği bugünden bellidir. Gözlerinse nemlidir. Türkü devam eder; "zalim gurbet beni türlü türlü dertlere saldın".

Sabaha türkülerle başlamak nasıl değerlidir. Mistik bir geleneğin, bugünle kucaklaşmasıdır dilinden dökülen melodi. Akdeniz Havzası acıların en samimi dile getirildiği coğrafyadır. İmbiklerden damıtılmış gibidir şarkılar, türküler. Hangi dilde olursa olsun şarkılar, türküler Anadolu’dur, Akdeniz’dir. Ve sen bu havzanın köşesinde, denizin kıyısında türkünü söylemene devam edersin, içini dinlediğin seslere adarsın.

“Garip bülbül gibi feryat ederiz

Cehalet elinde küskün kederiz

Hep yolcuyuz böyle geldik böyle gideriz

Dünya senin vatanın mı yurdun mu”.

  1. GEMİ
  2. SABAHIN SESİ
  3. SOSYAL MEDYADA KAYDIRAK
  4. NEDEN?

Sayfa 1 / 5

  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
© 2025 Ganita Bordo Haber . Tüm Hakları Saklıdır. Pruva Media
Ganita Haber - Kültür - Sanat - Spor Ganita Haber - Kültür - Sanat - Spor
  • HABER
  • KÜLTÜR & SANAT
  • YAZARLAR
  • SÖYLEŞİ
  • MİZAH
  • TURİZM
  • TARİH
  • SPOR
  • BELGESEL
  • İLETİŞİM
  • 0537 331 9315
  • ganitabordohaber@gmail.com