Yüreğimiz köylü mü yoksa gecekondulu mu veya kentli mi? Yaşadığın kentte başkasın, batıda bir kentte başka, doğuda bir kentte başka. Yurt dışına gidince daha başka. Seni biçimlendiren feodal yapıya batılı kimliğini, doğulu kimliğini ve Akdeniz insanına özgü oryantalist bakış açısını eklemişsin. Ortaya çıkan sen, aynı yaşadığın topraklardaki antik kalıntılar gibi tam bir mozaik. Seni oluşturan ruhun tam bir tanımı yok.
Dünyadaki modayı en yakından takip edersin. Ama konuşmaya başladın mı saat gece on ikiyi geçmiş olur, bal kabağına dönersin. Paris’te Creem Bluere yer, sonraki gün pidenin içine çift yumurtayı boca edersin. Sevdiğin kız ile yaşamın içine dalarsın ama dalmak isteyen kız kardeşinse, sen yüzme bilmiyorsun evde otur dersin. Yeni tanıştıklarının yanında İstanbul şivesi çabasıyla konuşur, dostlarının yanında şivenin dibine vurursun. Gerçi İstanbul şiven yandan çarklıdır, bir şekilde kendini ele verir. Aynı içine yapışan alışkanlıklarının refleksi gibi.
Sorsan klasiktir veya jazzdır dinlediğin müzik. Ayrıca bale sever, vals yaparsın. Ama göbek havası çalınca kendini oryantal sanır, İki kadeh içince masanın altından masanın üstüne çıkarsın. Ruhun arabesk görünüşün valstir. Arabesk dışında her tür müzik dinlerim dersin ama arabeski o her tür müzikleri dinlediğinin toplamından daha fazla seversin. Çaya bisküvi banar, mangalda bol dumanlı ızgara yapar, ekmek arası tükürük köftesini maç öncesi öğün yemeğine katarsın. Ama popüler tatil merkezlerinde podyumdan fırlamış resimlerini sosyal medyaya atarsın. Görenler seni manken sanır ama çamaşırlarını balkondan aşağı mandalla asarsın.
Hiç bir şeyin tam değildir. Ne Avrupalı, ne Asyalı, ne Afrikalı kimliğin vardır. Sen buralısındır. Bir bakarsın bir elinde cımbız bir elinde ayna, bir bakarsın umurunda mı Dünya. Bir bakarsın sazlar, barlar, en kaliteli restoranlardan çıkarsın ama hafta sonları köy kahvesinde iskambil oynarsın.
Her şeyimiz göstermeliktir. Düğünlerimiz, ziyaretlerimiz, paylaşımlarımız. Her şeyi imiş gibi muş gibi yaparız. Büyük bir siyasetçi gelince kenti pırıl pırıl yaparız o gidince sokaklarda al satarız bal satarız. Müdür gelince memur arı gibi vız vız, normal şartlar altında Ağustos Böceği modundayız. Her şeye itirazımız vardır ama itirazımızı kahvedekilere yaparız.
Ama yine de insanızdır. Yere düşene bir tekme vurmayız onu yerden kaldırırız. Cebimizde para yoktur ama yüreğimiz zengindir. Gerekirse borç para alırız ama arkadaşımızın hesabını öderiz. Meyhaneden eve kim kimi sırtında taşır ki? Biz taşırız. Lokantada büyükler gençlerin hesabını öder. Yardımlaşma bir gelenek haline döner. Yukarıda söyledim ya bütün kaotik, çelişkili, garip özelliklerimize rağmen iyi insanızdır. Her şeye rağmen, bozulmalara rağmen insanızdır. En azından bir zamanlar öyleydik, bir kısmımız hala daha öyledir.