İyi Niyetin Tahammülsüzlüğü

İyi Niyetin Tahammülsüzlüğü

İyi insanlar çoğu zaman sabırlı sanılır. Oysa en büyük tahammülsüzlük bazen en iyi niyetli insanların içinde büyür. Çünkü onlar kötü niyet karşısında değil, kırılan anlamlar karşısında yorulurlar. Bir insanın yalan söylemesini değil, güveni değersizleştirmesini; hata yapmasını değil, hatasını erdem gibi taşımasını kabullenemezler. İyi niyet, her şeyi anlayabilir ama her şeyi normalleştiremez.

Zamanla insanın içinde görünmeyen bir eşik oluşur. Uzun süre susan, anlayan, görmezden gelen kişi bir gün ansızın uzaklaşır. Çünkü tahammül, sonsuz bir erdem değil; anlamını koruduğu sürece var olan bir köprüdür. Karşı kıyıdan kimse yürümüyorsa, en sağlam köprü bile yalnızlıktan çöker. İşte o zaman iyi niyet, sessiz bir vedaya dönüşür.

İnsan ilişkilerinin en büyük yanılgılarından biri, iyiliğin sınırsız bir kaynak olduğunu sanmaktır. Oysa her insanın ruhunda görünmeyen sınırlar vardır. Sürekli anlayan olmak, sürekli affeden olmak, sürekli alttan almak; bir erdem gibi görünse de zamanla kişinin kendi varlığını ihmal etmesine dönüşebilir. Kendini koruyamayan bir merhamet, sonunda kendi yükü altında ezilir. Çünkü başkalarını incitmemek için gösterilen çaba, bazen insanın kendi iç dünyasında derin yarıklar açar.

Belki de bu yüzden filozoflar insanın önce kendisine karşı dürüst olması gerektiğini söyler. Zira sürekli başkalarının yükünü taşıyan kişi, bir gün kendi omuzlarının ne kadar yorulduğunu fark edemez. İyi niyet çoğu zaman karşısındakini değiştirmeye çalışmaz, yalnızca anlamaya çalışır. Fakat anlamak ile katlanmak aynı şey değildir. İnsan her şeyi anlayabilir, fakat her şeyi taşımak zorunda değildir.

Hayatın tuhaf bir gerçeği vardır: Bazı kopuşlar bir öfkenin sonucu değildir. Aksine, uzun süren bir sabrın, derin bir sessizliğin ve yavaş yavaş tükenen bir umudun sonucudur. Dışarıdan bakıldığında ansızın gerçekleşmiş gibi görünen ayrılıklar, aslında insanın içinde yıllarca süren görünmez bir yolculuğun son durağıdır. Çünkü kırılan şey çoğu zaman ilişki değil, ilişkiye duyulan inançtır.

Ben de uzun süre iyi niyetin insanı koruyan bir zırh olduğuna inandım. Kimseyi kırmamaya özen gösterdim. Söyleyebileceğim sözleri yuttum, gösterebileceğim kırgınlıkları içime gömdüm. Bazen susmayı olgunluk, bazen vazgeçmeyi erdem sandım. Fakat insan yalnızca başkalarını koruyarak yaşayamaz. Bir yerde kendime yabancılaştığımı fark ettim. Aynaya baktığımda tanıdığım yüz duruyordu karşımda ama içindeki ses bana ait değilmiş gibiydi.

İşte o zaman anladım; her şeyin bir inceldiği yer varmış. Ve bazı şeyler gerçekten de inceldiği yerden koparmış. Ayna pas tutar, su bile bekledikçe çürür. İnsan da sürekli sustuğu yerde eksilmeye başlar. Çünkü söylenmeyen her söz, ruhun duvarında görünmeyen bir çatlak bırakır.

Belki de iyi niyetin tahammülsüzlüğü öfkeden değil, hayal kırıklığından doğar. İnsan kötülüğe değil, kendisinde gördüğü güzelliği başkasında bulamayışına üzülür. Ve bir noktadan sonra kavga etmeyi bırakır çünkü bazı insanlar değişmediği için değil, artık beklemeye değmediği için geride kalır.

Ben öyle bir yerde sustum ki artık suskunluğum bile bir cümleye dönüştü. Ayna karardı, su çürüdü, zaman eskidi. Ve geriye yalnızca ben kaldım; kendi sessizliğinin içinde yankılanan bir insan olarak. Belki de bazen gitmek değil, susmak terk eder insanı. Ben şimdi o susuşun sessizliğiyim.

İyi Niyetin Tahammülsüzlüğü 1

Bir süre daha kalabilirdim.
Masadaki su eksiliyordu,
akşam yavaşça pencereye oturuyordu.

Ama insan
en çok verdiği yerde yorulur.

Bir ağacın gölgesini toplaması gibi
çekildi içim bu odadan.

Ne bir kapı kapandı.
Ne bir söz kırıldı havada.

Bir sessizlik kaldı geriye.

Herkes yokluk sandı.

TAMER KÜÇÜK  2026 Ganita