TRABZONSPOR ESKİ GÜNLERE DÖNDÜ

Ve uzun bir süreden sonra Trabzonspor orta sahada kolbastısını oynadı.

Kırk bin kişinin tek yürek olduğu Akyazı Stadı’nda yeni bir devrin ayak sesleri atılan iki golle duyuldu.

Artık şampiyonluğun adayları çoğaldı.

Şimdi Fenerbahçe, Trabzonspor ve Galatasaray da aynı şanslara sahip.

Maç önemli idi.

Bordo mavili futbolcuların hepsi hırslı, kazanma ve sahiplenme ruhuna sahipti.

Takım belliki dersine iyi çalışmış.

Fatih hoca artık yakaladığı bu fırsatı asla bırakmaz.

TS lu oyuncuların bu denli motive oldugu bir maçı ilk defa izledik dersek yanlış olmaz.

Bundan sonra her maç final gibi.

Wakayeme'ye ayri bir satır açmak gerek.

“Emekli” dedik, “yoruldu” dedik, “artık kendisini daha da yıpratmasın” dedik...

Dedik ama son maçtaki oyunuyla “daha bitmedim” dedirtti... Bu takıma bağlılığını, karakteri ve oyunu ile gösterdi.

Artık Trabzonspor şampiyonluğun en iddialı takımı.

Galatasaray sanki ligi kafasında bitirip şampiyon olmuş gibi oynadı.

GS'ın önceki bitirici, yıpratıcı oyunundan eser yoktu.

Uğurcan'ın yediği iki golde de yapabilecegi bir şeyi yoktu.

Maç öncesi gereksiz spekülasyonlar yapıldı Uğurcan odaklı.

TS ve taraftarlarınca bu söylemler çok da taraftar bulmadı.

Sonuç olarak Trabzonspor şampiyon olur, olamaz...

Olursa Trabzon bayram yeri olur.

Olmazsa yas evi olmaz.

Uyumlu bir kadro.

Birlik olmuş bir takım.

Oyuncularının neler yapabileceğini bilen bir çalıştırıcı ile verilen bu mücadelede alınan her sonuç kabulumüzdür artık.

Bu kadar önemli bir maçın sonunda alınan üç puanla Trabzonspor, Süper Lig’de belirleyici olduğunu, kimsenin unutmaması gerektiği gerçeğini bir kez daha hatırlatmış oldu.

Herkesi kutluyorum.

Tüm futbolcuları kutluyorum.

Seyirciyi kutluyorum.

Fatih Hoca’yı kutluyorum.

Trabzonspor'u kutluyorum, bu sehrin en büyük markası olduğu için...

SAVAŞ VE TURİZM

Körfez bölgesindeki hareketlenmeler her zaman Doğu Karadeniz turizmini olumsuz etkilemiştir.

Simdi  durum daha da vahim.

Tüm Arap ülkeleri İsrail-Amerika-İran savaşından etkilenmiş vaziyette.

Karamsar olmamakla birlikte turizme bunun yansımasını analiz ettiğimizde, geleneksel Körfez Turizmi'nin eskisi gibi olamayacağı görülüyor.

Diplomasi Savaşı durduğunda beklentiler de tabiki değişecek.

Bakın Nevruz Bayramı haftasında Van'a akın eden İranlı turistler, aynı şekilde Trabzon'a da gelen Azerbaycanlılar bu yıl yoktu.

Ve bu durum doğaldı.

Avrupalı turist pek planlarını bozmuş benzemiyor.

Ege ve Akdeniz bu yıl da turizmden umutlu.

Ortaasya Türk Cumhuriyetlerine açılmak akılcı bir strateji.

Lakin yeterli mi?

Gelin bu yıl yerli turisti cazip kılacak planlamalarla mevsime girelim.

Alım gücünün zayıfladığı bu dönemde işletmeler de bunu göze önüne alarak cazip planlamalar yapabilirler...

Yine geldik tek pazarın turizmde her zaman riskli oldugu gerçeğine...

DERECİK ORTAOKULU YIKILIRKEN AĞACLAR YERİNDE KALSIN

1969’da  Geçici bir binada egitim ogretime başladı.

1982’de şu anda depreme dayanıksız raporu verildigi için yıkılmaya başlanan zamanın en modern binasına sahip  okuluna taşındı.

Çevre okullarının da yeni binaya taşınması ile Bölge İlköğretim Okulu olarak hizmet vermeye başladı.

Spor,işlik salonunu ve sosyal donatıları ile fitbol sahasının da  olduğu ,kaloriferli bir okul o dönemlerde her yerde bulunmazdı.

1984-1987 yılları arasında Derecik İlköğretim Okulu’nda okul müdürü ve Türkçe öğretmeni olarak görev yaptım.

Öğretmen arkadaşlarımızla özverili çalışmalar sonunda okulu ve beldeyi sportif, sosyal, kültürel anlamda tanıttık.

Birçok öğrencimiz başarılı olarak çeşitli meslek sahibi oldular.

Çevre ve okul aile Birliklerinizin büyük katkıları ile okulun cevre düzenlemesi yapıldı.

O zaman belediye olan Derecik'in Başkanı merhum Mustafa Topçu'nun okula her daim yardımları olmuştur.

Şimdi okul yıkılıp yapılıyor...

Okulun cevresindeki ağaçları Öğretmen ve öğrencilerimizle birlikte dikmistik.

Yeni bina yapılırken o ağaçların zarar görmemesi en büyük dileğim.

Hemen Derecik'in girişinde Doğaya uyumlu okul binası inşa edilirken hatırasını yasatmak  anlamında aynı güzelliği koruma adına ağaçların yaşatılmasına hassasiyet gösterilmesini, okul idaresinden, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nden, yapımcı firmadan rica ediyorum.

Bu arada görev yıllarımızda birlikte çalıştığımız öğretmenlerimizden aramızdan ayrılanlara rahmet diliyorum.

Güzel ve başarılı yıllardı o dönemler.

Öğrencilerimiz sportif anlamda Türkiye çapında başarılar elde etmişti.

Her özel günlerde okulun sahnesinde tüm beldenin katıldığı kültürel geceler yapılırdı.

Bizden sonra gelen yönetici ve Öğretmen arkadaşlarımızın da başarılarını sürdürdüğü Derecik İlköğretim Okulu'nun anılarını yeni bina ve çevresinde de yaşatılacagına inanıyorum.

Yeni okulumuzun en kısa zamanda yeniden egitim hayatına başlamasını diliyorum...

BİZİM UÇURTMALARIMIZ SADECE AĞAÇLARA TAKILIRDI

Bir kaygana ya da hamsi kuşu tadıydı ailece Boztepe'nin çimenlerine uzanmamıza vesile olan.

Ya mahallenin marangozuna bin bir rica ile kestirdiğimiz çıtalardan yaptığımız uçurtmanın ne kadar göklere yükselebileceği heyecanı.

Gatmalar hazır.

Bir güzel, rengarenk uçurtma yapmanın telaşı hafta boyunca sarmış bizi...

Bir şekilde kendi işimizi kendimiz gören çocuklardık...

Düzgün olsun diye marangoz amca hatırımızı kırmaz o kadar işinin arasında uçurtmanın iskeletini oluşturan çıtaları bir güzel hazırlardı.

Sonrasında rengarenk kaplama kağıtlarını yanana getirip kendimizin yaptığı bulamaçla birbirine yapıştırmaya çalıştığımızda ne uhu ne de yapışkan bantlar icat edilmemişti.

Sıra uçurtmanın kuyruğuna geldiğinde, sanki bir gelin süsü gibi renkli kağıtları ipe dizer ve özenle hazırlanan “tabak uçurtması”nın teraziye alınmış altındaki üçgen ipe bağlardık.

Uçurtmanın kuyruğu dedim de aklıma bazı muzır arkadaşların yaptığı yaramazlıklar geldi.

Uçurtmanın kuyruğunun uygun bir yerine jilet bağlayıp gökyüzündeki bazı uçurtmaların kuyruğunu kesmeye çalışan yaramazlarımız da vardı.

Keserler miydi?

Evet, keserdiler.

Kuyruğu kesersen uçurtma yere düşer.

İpini kesersen Boztepe'den aşağı doğru süzülüp kim bilir hangi evin bahçesine iner.

Manzara şu;

Önde mahallenin anneleri.

Yanlarında arkalarında bir tabur çocuk.

Herkesin elinde içi yemek dolu torbalar, bohçalar, kilimler...

Kimi akşamdan hazırlanmış kimi sabah kalkar kalkmaz.

Boztepe sırtlarına doğru yola koyulmuş çoluk çocuk bir an evvel "Harmancık" diye adlandırılan düz bir yere kilimleri serip oturmanın derdinde... Hoş Boztepe'nin askeri tesisler hariç her yeri halka açıktı o zamanlar..

Çamların içinde ağaçtan ağaca kurulan salıncak mı ararsın,bir kilimin etrafında toplanmış çoluk çocuğun iştahla evlerde yapılıp getirilen henüz organik  sözcüğünün türemediği o günlerde hepsi tarladan, meradan, denizden, kümesten elde edilmiş yiyeceklerle donanmış yer sofrasında yer bulmanın telaşını mı...

Çocuklar koşturup dururlar.

Bir plastik top erkek çocuklar için bulunmaz nimettendi. Kız çocukları da genelde ip atlayıp mendil kapmaca ve "yağ satarım bal satarım ustam ölmüş ben satarım " şarkısı eşliğinde oyunlarına devam ediyorlardı.

Ya anneler?

Kendi üretip kendi hazırladığı  kayganadan, hamsi kuşundan, su böreğinden, iki taşın arasında çalı çırpı  ateşine ile demlenen çay eşliğinde  mahallenin gündemini konuşarak yemeklerini yiyorlar...

Bu arada bazı yaramaz oğlanların genç kızların yanlarına fazla yanaşmamaları için de hem uyarı hem de gözcülük görevlerini yapıyorlardı.

Mahallenin gündeminde ne ola ki?

Neler yok ki...

Birbirine "işmar" atan gençler, nişanlanan evlenen, görücüye giden gelen halalar, teyzeler, ablalar, yengeler... Gelinler, kaynanalar, sevdaluklar, boşanmalar... Düğünler Ölümler, 40 mevlitleri...

Gökyüzü pırıl pırıl.

Rengarenk uçurtmalarla süslü.

Herkes de uçurtmasının yükseltemezdik... Kimininki henüz havalanmadan kimininki havada takla atıp düşmekten kurtulamazdı.

Ustası bulutlara değercesine yükselttiği uçurtmasıyla hava atıp o anın keyfini çıkartırken kimi de henüz havalandıramadığı uçurtmasına türlü eksik bulmanın öfkesindeydi...

Gün ikindiyi devirmiş, vakit epeyce geçmiş... Anneler yavaş yavaş toplanmaya başlamıştı çoktan.

Çocukların Biraz daha kalsaydık yalvarışlarına aldırmayan anneler, akşam oldu olacak yine geliriz sözleriyle çocukları kırmadan o günkü piknik sefasını sona erdiriyordu.

Evin bir de babası vardı tabii ki... O da işten çıkıp gelince yemek arar... Anne işte her şeyi düşünür...

Ha bir de çocukların derslerini de aksatmamak lazım... Bu kadar eğlence yeter... Eve gidince ders başına oturulacak...

Güzel günlerdi.

Trabzon Boztepe'den tüm ihtişamlı manzarası ile gözümüzün önünde bir tablo gibiydi...

Bahçeli evler...

Henüz betona yenik düşmemiş tarlalar...

Sahil olabildiğine uzanmış denizin kenarından.

Limanda yolcu gemisinden gidenler ve gelenler...

El sallamalar, sarılıp kucaklaşmalar...

Vedalar da vardı, kavuşmalar da...

Ve veda etti Trabzon her şeye...

Bahçesine, denizine, gemisine, Boztepe'sine, Telsiz Tepesi'ne, Soğuksu'suna, Faroz'una Yoroz'una, Kemerkaya'sına, Çömlekçi'sine, Uzunkum'una, Arafilboyu'na, Yenicuma'sına, Hacıkasım'ına, Kuzgundere'sine, Değirmendere'sine, Erdoğdu'suna…

Ve de mahalle kültürüne, dayanışmasına birlikteliğine...

Uçurtmasını uçuran var mı?

Ya da şöyle soralım uçurtmasının kuyruğunu binalara, viyadüklere takmadan uçurabilen var mı?

Bizim uçurtmalar sadece ağaçlara takılırdı da...

SİYAH ÖNLÜKLÜ ÇOCUKLAR

Hacıkasım Mahallesi...

Kurtuluş İlkokulu...

Önlüklerimiz siyah...

Hayatımız renkliydi...

Misket de oynardık

Top da...

Hacıkasım’ın dar sokaklarında

Kızlar ip atlarken

Araya girer oyunu bozar

Yağ satarım bal satarım

Derken mendilden

Tokmağı yerdik sırtımızda

İncirlerin mevsimini

Mandalinanın

Hangi bahçede olduğunu

Gülün mis gibi koktuğunu

Armudun sapı üzümün çöpü

Demeden kimin olduğunu

Sormadan, bir bahçeden diğerine

Meyvelerin tadını,

Mezgitin balıktan sayılmadığı,

Hamsinin irisi yoksa

Gübre diye tarlaya

Serildiğini

Kemerkaya’da, Ganita, Moloz’da

Sotka ve Faroz’da denize

Girildiğini

Ayasofya altında

Kuzguni siyahlıktaki Uzunkum’un

Romatizmaya

İyi geldiğini

Limanda denize girmek için

Çok ama çok büyümek

Uzunsokak’a çıkmak için de

"Adam " olmak gerektiğini

Bilirdik.

Küçük dünyamızın

Büyük hayalleri içinde.

Bu arada iki kere ikinin

Dört ettiğini,

50 kuruşluk harçlıktan

Harcadın mı 25 ini

Geriye 25 kaldığını,

Onla da beş simit alındığını

Bilirdi o siyah önlüklü çocuklar.

Bir de 23 Nisanlarda sevinip

10 Kasımlarda üzülmeyi...

Ramazanda teraviye deyip

İdmanocağı sahasında

Top oynamayı...

Sırf sahur yemeğini

Kaçırmamak için oruç tutmayı

Hoca teyzelerden fatihayı

Bayramlarda el öpüp harçlık

Almayı...

Bilirdik siyah önlükler

İçinde renkli yaşamayı...

Şimdi ne siyah önlükler ne

Mahalle

Ne de Kurtuluş İlkokulu...

Kaldı

Yıkıntılar arasında

Çocukluğumuz

Anılar yine siyah beyaz…

Uçurtmalar yok

Gökyüzünde.

Ne güzel

Ne de şanslı çocuklardık biz…

O zaman da bilirdik

Dünyanın döndüğünü

İki kere ikinin dört ettiğini...

Bilirdik yine kirazın ağaçta

Patatesin toprakta olduğunu...

Betonun yenmediğini