Kimsenin şapkadan tavşan çıkarmasını beklemeyin, kimse ip üstünde yürüyen cambaz kadar yetenekli değildir. İnsanlar öyle çözümü zor canlılar değil. Birçok canlının insanlardan üstün yetenekleri vardır. Ancak bu durum başka bir yazının konusu olsun.
Süreç ve düzen insanları sıradan ve basit bir hale getirdi. Derinlik, içsellik, samimiyet vs. kıvrak şark kurnazlığına kurban gitti. O duygular hem alıcılarda hem vericilerde bitti; zaten var mıydı emin değilim. Herkesi aynı torbaya attılar, torbanın dışında kalanları unuttular. Değer vermek neydi, değeri algılamak; unutturdular. Bizi sobaya elini değdirip, sobanın sıcak olduğunu anlayan çocuk gibi acemi yaptılar. Elimiz yandı sustuk, dilimiz yandı sustuk, içimiz yandı yine sustuk. Bize konuşmayı unutturdular.
Bekledik süre bitti, ekledik ama başlangıcı yoktu. Nesebi gayri sahih füru gibi dolaştık yığınların arasında. Lal olmuş dilimiz ve ama olmuş gözlerimizle akan trafiğin içinde kaldık . Hâlâ daha bize uçak çarpmamışsa, şanslı olduğumuzdandır(!).
Yaşamı hep bütüne tamamlamanın peşinde koştuk. Oysa ki yaşam bir bütün değil, bütünden ayrılan parçalardır. Yine de bütünsel bakmalıydık yaşama. Parça parça olan duygularımız değil, aslında bizdik. Dokuz sütuna manşet atar gibi ön plana koyduk kendimizi. Bize faydası olan her şey mübahtı. Şapka düşünce kel görünüyordu. Ki hem kel hem de fodulduk. Belediyenin açtığı çukura düşüp hayatını kaybeden şair Orhan Veli kadar şanssızdık, kulağını kesen ressam Van Gogh kadar anlamsızdık.
Ey dünya; sorduğumuz her sorunun cevabı sende var mı? Veya her şeyin çözümü senin içinde mi? Varsa, o yüzden mi sana "Yuvarlak Dünya" diyorlar? Yuvarlak dünyanın yuvarlak yaşayanları; pehhh! Sokaklar ve caddeler yalancılarla, döneklerle, hainlerle dolu. Kentin bacası tütmüyor artık, her evde aş pişmiyor artık. İnsanların hepsi hızlı yemek yemekten sindirim sistemi hastalıklarına yakalanmış. Haksızlıklara, adaletsizliklere susmaktan konuşmayı unutmuş.
Kendimizi kandırmayalım, biz bize benziyoruz. Kendimize öyle farklı şekiller vermeyelim; aynı dağlara, denizlere bakıyoruz. Yani diyeceğim o ki çözeceğimiz bir şey yok. Yani bir sır yok bu dünyada. Ki sır arayan filozoflar yanıldılar hep. Değişen ve dönüşen zamanın sırtı olsa ne olur, olmasa ne olur? Yaşayın, gidin diyorum o zaman; dünya böyle olmanızı istiyor zaten.