GEÇ KALMADAN

Bu yıl fırsat bulup denize hiç girmedim, zaman bulamadığım için kent merkezini unuttum, dostlarımla çay ocağında çay içmeyeli iki yıl oldu, yağmurun altında volta atmayalı çok uzun zaman oldu vs. vs. Bu cümleler uzar gider. Kendimize ayırdığımız özel anlardan ne zaman vazgeçtik? Yaşamı algılamamız hangi zorunlulukların kurbanı oldu?

Ömür dediğimiz şey bir varmış, bir yokmuş cümlelerinin arasında yaşadığımız süreç. Kelebeklerin bir günlük ömrü var diyorlar ya, insanların ömrü de kendi bağlamında bir günlük. Bir varmış, bir yokmuş. Aslında ölçmeden yaşarsın tüm yaşamını. Bugün yaptığına yarın pişman olursun. Yarını olmayan arzuların kurbanı olursun, bugünü yaşarken ziyan olursun.  Çürümüş ilişkilerin odağında olursun. Kulağına sufle vermeye çalışanlar, konuşmasını bilmeyenlerdir. Kendi kalabalığında yalnız kalırsın.

Yaşamda yapamadıkların geciktiklerindir. Tam vardım derken uçuruma düştüklerindir. Oysa ki nehirler orada yanı başında durur, içindeki benekli alabalıklar seni bulur. Çam ağaçlarından reçine kokusu gelir, kurbağalar sesleriyle rüzgara savrulur. Ufkun köpükleşmiş hali, sokakların insan gürültüsü ve ben insanların kollarına girsem. Çocukların ağlama sesleri, annelerin çocuklara “dikkatli ol” çığlıkları, nemi üzerine sinmiş havanın umarsız sıcaklıkları, insanların ellerini tutsam, acıtanların üzerine gitsem.

Okey oynamayı pek sevmem ama kahvehanede açık batak oynasam. On yıl geçmiştir üzerinden bilardo oynasam. Geniş ovalarda kan çiçeklerinin arasında yürüsem. Bahçelerden gizli gizli kokulu çilek çalsam, bir armut ağacının gölgesinde uyusam. Dünya hiç de küçük değil, denizler küçük değil ama yaşam küçük. Tepelerin kıvrımlarında bağıra çağıra şiir okusam.

Her şeye geç kalıyoruz. Erken geldiğimiz buluşmalar bile yaşamda geç kaldıklarımız. Sevmeye geç kalıyoruz, ağlamaya geç kalıyoruz, görmeye, duymaya. Bitirdiğimiz yollar başladıklarımızdır. Ama geç kalmışsak eğer, bitirmişiz neye yarar?

Gün doğar zeytin karası gözler

Kimliğine yapışır kalır bitiremediğin sözler.