GÜN AŞIRI DUYUMSAYAMADIKLARIMIZ

Gün aşırı duyumsadıklarımız var ya onlar bizi kurtaracak. Çünkü bizi Guguk Saati yapmışlar. Her saat başı “guguk guguk guguk” diyoruz. Sorsanız kendi kendimizi yaşıyoruz. Haber salıyoruz bilinçaltımıza; “guguk guguk guguk”. Kendimize yapıştırdığımız çelişkimizi yaşıyoruz. Ellerimizle kulaklarımızı kapattığımız anlar değerli, yaşamın sesine kapıldığımız anlar değerli. Gün aşırı yüzümüze rüzgar vuruyor ya gün aşırı şarkı söylüyoruz kendi kendimize  ya ve gün aşırı kapıları adımlarımıza açıyoruz ya; işte bu  anlar değerli.

Yanlış sokaklarda yürüyoruz, yanlış gökyüzüne bakıyoruz, yanlış türküler söylüyoruz. Hiç bilmediğimiz pencerelerden kazıl saçlı kızlar bakıyor gözlerimize, yanlış kapılar açılıyor, yanlış duvar yazılarını okuyoruz ve yanlış öyküleri anlatıyor bizlere masal anlatıcıları. Çocuklar misket oynuyor ara sokaklarda, arabesk müzik dinleyen kadınlar merdivenlerde dedikodu yapıyorlar, kuytu köşede iki ergen genç öpüşüyorlar. Başka adımlarla nem kokon sokaklarda kendimizi yaşıyoruz; kaybettiğimiz kendimizi kaybedip kaybedip buluyoruz.

Gün aşırı duyumsadıklarımız var ya onlar yeni öykümüzü yazacak. Sevdiklerimiz kayıp ilanı veriyorlar gazetelere, kaybolduğumuzu sanıyorlar. Oysa ki kısa pantolonlu çocuklar gibi saf ve kendimiz olan evlerin gölgesinde soluklanıyoruz ve üç tekerlekli bisikletimizle yeni bir yarışa başlıyoruz. Dünya bizi harami haline getirdi; oysa ki kareli defterimizden yaptığımız sıçan uçurtmamızla yeni haritalar çiziyoruz. Aklım neredeydi, onu arıyordum. Kaybediyordum haramiliğimi gün aşırı duyumsadıklarımda.

Evin avlusunda yürüyenler, bıyıkları sigaradan sararmış kaybedenler miydi? Bastonuyla yürüyenler kimlerdi? Onların serüveni sokağın bir başından sonuna kadar mıydı? Çay ocaklarının önü neden bu kadar kalabalıktı? Gün aşırı duyumsadıklarımız, çay ocağında konuştuğumuz insanlar mıydı? Yüzleri sararmış, gözleri anlamsız ve öyküsünü anlatmaktan yorulmuş insanlar mıydı sandalye arkadaşımız? Gün aşırı duyumsadıklarımız onları konuşturabilmekti, zamanın bir başlangıcı bir sonu olduğunu onlara anlatabilmekti, radyodan yükselen kendi içine hapsolmuş türküyü dinleyebilmekti.

Son umut son cümleydi belki de , son umut son tutuştu çay bardağını. Son umut guguk saati parçalamaktı, guguk kuşunu saatin içinden koparıp almaktı. Son umut her gün yeni bir serüvene adım atmaktı, kaybedip kaybedip yeniden başlamaktı.

Son umut hiçlikle kuşanmış duyguyla tanımlayamadığın yerde,  sevdanın merhemidir içre…