“En büyük ceza, insanın kendi içindeki mahkemedir.”
Dostoyevski (Suç ve Ceza)
İstemeden bir şeyi yapmak, kendini zorlayarak yapmak. Yarım kalmış bir şiir gibi sonunu bilmediğin bir öykü gibi tam içine giremediğin uyku gibi... İnandığın değerler vardır, kendine biçtiğin bir rol model vardır, bir şeklin ve duruşun vardır. Nasıl zorla yaparsın inanmadığın şeyleri. Yeter ki karaktere zeval gelmesin dersin ama zorla yaptıkların inanmadıklarındır. Acaba karakterime zeval gelmiş midir diye kendini sorgularsın. Günlerce uykuların kaçar, aynada yüzüne yabancılaşırsın…
Sokaklarda yürüdüğün ayaklar senin değildir, cebinde taşıdığın kimlik senin değildir. Kimseyle konuşmak istemezsin, insanlardan kaçarsın, eve gidip üzerini bir örtü örtmek istersin. Üşürsün, ürperirsin, herkese yabancılaşırsın. Gökyüzünde yıldızları göremezsin, pencereler yüzüne kapanır, kentin çıkmaz sokaklarında ateşler yakarlar, umudun ateşlerde kalır. Oysa ki yaşamak bir umuda tutunmak değil miydi? Yaşamak zor olan ne varsa, onu yapmak değil miydi?
Zor oyunu bozar olgusu ile zorla bir şeyi yapmak arasında fark vardır. Emek ile emeklemek arasındaki fark gibidir. Bazen insan çocuklaşmak durumunda kalır ve yapmak istemediklerini emekleyerek yapar. Zor oyunu bozar olgusu ise içinde bir tehdit barındırabilir. İstemediğin şeyler bazen bir yengeç gibi ayağına yapışır. Ayağını ne kadar sallarsan salla, onun kıskaçlarından kurtulamazsın. Sonrasında ise işkencede, sorguda dostlarını ele vermiş gibi hissedersin. Bu yük ömür boyu üzerinden kalkmaz. Artık kendine verebileceğin en büyük ceza bu olur…
Eline bir silah tutuştururlar. Kan davasıdır şanssızlığın. Feodal yapı dayatır bunu sana. Zor burada oyunu bozar. Feodal yapı bir tehdite dönüşür. Düşünsenize katil olmayan bir ruhu var onun ama katil olacak. Binlerce yıl bu topraklarda kan davaları hüküm sürmedi mi? Sürdüyse ne uğruna? Adına “töre” denilen “zor” uğruna... İstemeden yapmanın klasik tanımıdır bu. İstemeden katil olmak, istemeden kendi yaşamına mahkum olmak, istemeden başkalarının hayatlarını mahkum etmek, istemeden yüzlerce insanın attığı adımlara çelme takmak. Yaşamı istememek kavramı biçimlendiriyor…
İstememek kavramı her şeyi biçimlendiriyor. Günah günahsızların öyküsünü yazıyor… Herkes aslında kendi ateşini yakıyor; zorla…