Yıllar geçiyor, yılların rakamları değişiyor. Teselli cümlesi vardır ya; “yaş alıyoruz”, gerçeği ise yaşlanmış olmamız. Tecrübeleriniz artıyor, kabullenmeleriniz artıyor, emek harcadığınız insanların sizi sırtından vurmasına bile yaşamla ilgili olumlu bir anlam yüklemeye çalışıyorsunuz. Daha az sinirleniyorsunuz, daha çok hoşgörülü oluyorsunuz, daha kabullenici bir perspektiften bakıyorsunuz. Çünkü biliyorsunuz ki insanları değiştirmek, insanlara bir iz bırakabilmek bir ömür sürüyor. “Değmez” demiyorsunuz ama eski gücünüz olmuyor ve yapacaklarınızın bir işe yaramayacağını kavramış oluyorsunuz.
Dünyada yüzyıllar boyu savaşlar oldu. Dünyanın haritası yüzlerce defa değişti. Din kavgaları oldu, mezhep kavgaları oldu, toprak kavgaları oldu. Ego yüzünden, güç yüzünden insanlar savaştılar, insanlar birbirlerini öldürdüler. Ve insanlık tarihi böyle bir süreç ile yazıldı. Sonra anladık ki insanların oluşturduğu her platformda bir güç, ego savaşı var. Ve yine anladık ki insanlar asla sorunsuz bir platform istemiyor. Eğer bir yerde birden çok insan varsa, o yerde mutlaka bir kaos oluyor. Daha doğrusu kaostan beslenen insanlar mutlaka oluyor.
Düşünen, üreten insanların aslında kaosa pek vakti olmuyor. O nedenle kaval çalan çoban, tarlada çalışan köylü, denize açılan balıkçı, şiir yazan şair, daha doğrusu yaşama düşünsel ve fiziksel iz bırakan herkes çok değerlidir. İnsan olabilmenin temel tanımıdır düşünsel ve fiziksel emek. Bir insanın ne kadar çok boş vakti varsa, insanlıktan o kadar çok uzaklaşıyor ve kaostan besleniyor. Kendi içindeki, kendi yaşamındaki yetersizliği kaosla kapamaya çalışıyor. Ve bir süre sonra bu durum o insanda alışkanlık yapıyor, o insanın yaşam modeli haline geliyor.
Bu bağlamda insanın bir hobisinin olması ne güzel bir şey. Kitap okumak, müzik dinlemek, spor yapmak çok bilindik hobiler değil mi? Ama insanın çok garip daha doğrusu alışılmadık hobileri olabilir. Olsun, ne önemi var ki? Yeter ki insanlar düşünsel ve fiziksel olarak bir arayış içinde olsunlar. Yeter ki yaşam içindeki her boşluğa bir iz bıraksınlar.
Evet yıllar geçiyor ve basamaklara çıkarken biraz daha fazla zorlanıyoruz. Ama her basamakta düşünmeye biraz daha fazla vaktimiz oluyor. İşte o nedenledir zaman geçtikçe yaşamın özünü daha iyi algılamamız.
