• 0537 331 9315
  • ganitabordohaber@gmail.com
Ganita Haber - Kültür - Sanat - Spor Ganita Haber - Kültür - Sanat - Spor
  • HABER
  • KÜLTÜR & SANAT
  • YAZARLAR
  • SÖYLEŞİ
  • MİZAH
  • TURİZM
  • TARİH
  • SPOR
  • BELGESEL
  • İLETİŞİM
ÖZGÜRLÜK

ÖZGÜRLÜK

Özer İSKENDER 17 Mart 2026

Özgürlük yalnızca demir parmaklıklar ardında kalmak mıdır? Hapiste yatan bir insanın düşünsel dünyasının özgürlüğünü kim bilebilir ki? Sokaklar kendini kendine mahkum eden insanlarla dolu, sokaklar kubbesi açık bir hapishane. Birbirine veya birilerine mahkum olmuş insanlar, kurulmuş zemberek gibi oradan oraya yürüyorlar. Sokaklar leş gibi sokaklar öyküsünü bitirme şansı olmayan yarı insan ırkıyla  dolu.

Özgürlük insanın özgünlüğünden başlar. Seni kendine mahkum eden, bir hakimin verdiği karar değil, senin kendinle yapman gereken savaşın nasıl olduğunu bilmemenden kaynaklıdır. Ki bu bilmeyişlik, seni insan ırkının kendine has özelliklerinden uzaklaştırır. Ve sen yarı insan halinle imar planı öylesine yapılmış sokaklarda konuşamadan, ağlayamadan, sevemeden dolaşırsın. Kendi demir parmaklığını yaratan sensin, o demir parmaklıkları çıplak ellerinle tutan sensin.

Özgürlük kendini tanıdığın yerde başlar. Üç metrekare odada bile insan yalnızca su içerek özgür olabilir. Zeytin yiyerek, köy peyniri yiyerek ve umuduyla arkadaş olarak da özgür olabilir. Kitap okumak özgürlüktür, sevmek, gülmek, müzik dinlemek, umut etmek... Ve sen üç metrekare odada bile özgünsün. Su içerken, şarkı söylerken, severken, avuçlarınla kendi yüzüne dokunurken özgünsün. İşte bu özgünlüktür seni özgür yapan. Yaşam içinde kendine açtığın parantez, içine ruhunu sığdırdığın tırnak işaretidir özgürlük.

Sonra kalemi eline alırsın; bir şiir yazarsın, bir öykü anlatırsın, parmak uçlarınla yazdığın yazıları okşarsın. Ruhun dingindir, gözlerinin bir kimliği vardır. Yeni yaşamına sığdırdığın sözcüklerinle kendi hikayenin önsözünü yazarsın. Son sözünse bu önsözün ruhuna kuşanmıştır. İnsan olmanın onuruyla yaşamak böyle bir şeydir.

Sokaklar kimliğini arayanlarla dolu. Yarı insan ırkının halkasında insan. Kendi türkülerini yazanlar ancak başkalarının türkülerini anlayabilirler. Yarı insanların ise türküleri bile yoktur. Özgürlük yalnızca yıldızların altında değil, insanın yüreğinin içinde de yaşanır. O zaman bir Neşet Ertaş plağını takın pikaba, o yüreği büyük insan “Evvelim sensin ahirim sen oldun” derken, siz de parmak uçlarınızla o plağa dokunun…

BİZ BİZE BENZERİZ

BİZ BİZE BENZERİZ

Özer İSKENDER 10 Mart 2026

Yüreğimiz köylü mü yoksa gecekondulu mu veya kentli mi? Yaşadığın kentte başkasın, batıda bir kentte başka, doğuda bir kentte başka. Yurt dışına gidince daha başka. Seni biçimlendiren feodal yapıya batılı kimliğini, doğulu kimliğini ve Akdeniz insanına özgü oryantalist bakış açısını eklemişsin. Ortaya çıkan sen, aynı yaşadığın topraklardaki antik kalıntılar gibi tam bir mozaik. Seni oluşturan ruhun tam bir tanımı yok.

Dünyadaki modayı en yakından takip edersin. Ama konuşmaya başladın mı saat gece on ikiyi geçmiş olur, bal kabağına dönersin. Paris’te Creem Bluere yer, sonraki gün pidenin içine çift yumurtayı boca edersin. Sevdiğin kız ile yaşamın içine dalarsın ama dalmak isteyen kız kardeşinse, sen yüzme bilmiyorsun evde otur dersin. Yeni tanıştıklarının yanında İstanbul şivesi çabasıyla konuşur, dostlarının yanında şivenin dibine vurursun. Gerçi İstanbul şiven yandan çarklıdır, bir şekilde kendini ele verir. Aynı içine yapışan alışkanlıklarının refleksi gibi.

Sorsan klasiktir veya jazzdır dinlediğin müzik. Ayrıca bale sever, vals yaparsın. Ama göbek havası çalınca kendini oryantal sanır, İki kadeh içince masanın altından masanın üstüne çıkarsın. Ruhun arabesk görünüşün valstir. Arabesk dışında her tür müzik dinlerim dersin ama arabeski o her tür müzikleri dinlediğinin toplamından daha fazla seversin. Çaya bisküvi banar, mangalda bol dumanlı ızgara yapar, ekmek arası tükürük köftesini maç öncesi öğün yemeğine katarsın. Ama popüler tatil merkezlerinde podyumdan fırlamış resimlerini sosyal medyaya atarsın. Görenler seni manken sanır ama çamaşırlarını balkondan aşağı mandalla asarsın.

Hiç bir şeyin tam değildir. Ne Avrupalı, ne Asyalı, ne Afrikalı kimliğin vardır. Sen buralısındır. Bir bakarsın bir elinde cımbız bir elinde ayna, bir bakarsın umurunda mı Dünya. Bir bakarsın sazlar, barlar, en kaliteli restoranlardan çıkarsın ama hafta sonları köy kahvesinde iskambil oynarsın.

Her şeyimiz göstermeliktir. Düğünlerimiz, ziyaretlerimiz, paylaşımlarımız. Her şeyi imiş gibi muş gibi yaparız. Büyük bir siyasetçi gelince kenti pırıl pırıl yaparız o gidince sokaklarda al satarız bal satarız. Müdür gelince memur arı gibi vız vız, normal şartlar altında Ağustos Böceği modundayız. Her şeye itirazımız vardır ama itirazımızı kahvedekilere yaparız.

Ama yine de insanızdır. Yere düşene bir tekme vurmayız onu yerden kaldırırız. Cebimizde para yoktur ama yüreğimiz zengindir. Gerekirse borç para alırız ama arkadaşımızın hesabını öderiz. Meyhaneden eve kim kimi sırtında taşır ki? Biz taşırız. Lokantada büyükler gençlerin hesabını öder. Yardımlaşma bir gelenek haline döner. Yukarıda söyledim ya bütün kaotik, çelişkili, garip özelliklerimize rağmen iyi insanızdır. Her şeye rağmen, bozulmalara rağmen insanızdır. En azından bir zamanlar öyleydik, bir kısmımız hala daha öyledir.

KARPUZ KABUKLARI

KARPUZ KABUKLARI

Özer İSKENDER 02 Mart 2026

Nasrettin Hoca sıcak bir yaz günü odun kesmek için dağa gitmiş. Çalışırken hararet basmış, torbasında götürdüğü bir karpuzu keserek yemiş ve kabuklarının üstüne işemiş. Tekrar çalışmaya devam etmiş fakat hava çok sıcak olduğundan yine susamış,  etrafta su aramış ama bulamamış. Ağzı kuruma derecesinde susadığından çalışamaz hale gelmiş. Biraz evvel üzerine işediği karpuz kabuklarına bakmış ve yapığı hareketten pişman olmuş. Şuna değdi, buna değmedi diyerek bütün karpuz kabuklarını yemiş.

Yaşam bu fıkradaki gibi değil mi? Büyük bir hırs içinde yaşamın içine dalıyoruz. Kazanmak, hep kazanmak istiyoruz. Büyüyünce, daha çok büyümek istiyoruz. Sonra yaşadıklarımız bizi hizaya sokuyor ve elimizde ne kalmışsa onunla yetinmek zorunda kalıyoruz.

Hitler açgözlü olmasaydı, Rusya’ya saldırmasaydı Dünya haritası böyle mi olacaktı? Tarihsel süreç içerisinde birçok imparatorluğun sonu biraz da büyüme refleksi nedeniyle gelmemiş midir? İnsanları mutsuz eden en önemli olgu biraz da hırs değil midir? İnsanlar senin elindekilerin yüzde biriyle mutlu olurken, seni biçimlendiren hırs neyin nesidir? Yarın sen de bugün yaşadıklarının yüzde biriyle yaşamak zorunda kalabileceğini bilmiyor musun?

Herkesin bir tarzı, yaşamın ise bir biçimselliği var. Makul sınırlarda yaşamazsan, seni o sınırlara sokarlar. Kendine ego ile yüklü şekiller yüklersen, bir gün aynada kendi yüzüne mahkum kalırsın. Sevmek çoğalmak olabilir, bütün olmak olabilir hatta tükenmek bile olabilir. Ama asla tüketmek olamaz. Her şeyi tüketen insanlar aslında tükettiklerinin kendileri olduğunu biliyorlar mıdır? Sonra birisi çıkar; sana özgürlük getireceğim diyerek seni kendine tutsak eder.

Siz siz olun siz olun; kimsenin ve kendinizin tutsağı olmayın. En önemlisi ise kendi hırsınızın tutsağı olmayın. Yaşam, içinizde biriktirdiğiniz her şeyin farklı bir yüzünü size sunar. Ve siz de şuna değmedi, buna değmedi diyerek işediğiniz karpuz kabuklarını yemek zorunda kalırsınız.

ELEUSA (ŞEFKATLİ KUCAKLAYIŞ)

ELEUSA (ŞEFKATLİ KUCAKLAYIŞ)

Özer İSKENDER 24 Şubat 2026

 

Trabzon’un beş bin yıllık bir tarihe sahip olduğunu biliyoruz. Belki de dünyada kurulan en eski kentlerden (antik kent) birisidir Trabzon. Peki Trabzon coğrafik anlamda bulunduğu yere neden kurulmuştur?

Doğu Karadeniz Bölgesi’nin kuzeydoğusunu çepeçevre Kafkas Dağları sarmaktadır. Bu sıradağlar, yükseltisi yer yer beş bin metre olan dağlardır. Ve kuzeydoğudan gelen soğuk havayı bir duvar gibi karşılamakta ve Doğu Karadeniz Bölgesi için adeta bir mikroklima etkisi yaratmaktadır. Bu nedenle Doğu Karadeniz Bölgesi’nde batısına göre daha yumuşak bir iklim yaşanmaktadır. Ayrıca Trabzon kenti batısında Yoroz Burnu ile çevrilmiş bir koy içinde kalmaktadır. Bu nedenle Yoroz Burnu ile Arsin ilçesi arasında kalan bölge başka bir mikro klima etkisiyle Doğu Karadeniz kıyı şeridinde en az yağış alan ve en ılıman olan bölgedir. Hatta bu bölgede tarih sürecinde çok farklı zeytin türlerinin yetiştirildiği bilinmektedir.

Evliye Çelebi Trabzon’u anlatırken, bölgede beş farklı zeytin türünün yetiştiğine ve bu zeytinlerin çok lezzetli olduğuna; narenciye başta olmak üzere tatlı olan birçok meyve çeşidinin olduğuna vurgu yapmıştır. Ayrıca Trabzon ikliminin çok yumuşak olduğunun altını çizmiştir.

Trabzon kenti aslında doğudan, yani güneşin doğduğu yönden yükselen bir kenttir. Tarihi İpek Yolu’nu kullanan tüccarlar, liman kenti olarak Trabzon’u belirlemişlerdir. İran üzerinden develerle gelen ticari ürünler, Değirmendere üzerinden yani kentin doğusundan Kemeraltı’na, Moloz’a taşınmıştır. Ancak kentin doğu girişi ulaşım için çok problemli bir yer olmuştur ve Maşatlık’ta bulunan kayalarla çevrili dar bir geçitten kervanlar zorlanarak geçmişlerdir.

Maşatlık’ın altında çok parlak ve göz alıcı bir kaya varmış. Trabzon’a yaklaşan gemiler bu parlak kayayı gördüklerinde, Trabzon’a geldiklerini anlarlarmış. Yani kaya bir nevi doğal bir deniz feneri gibiymiş. Kayaya Eleusa deniliyormuş. “Şefkatli Kucaklayış” anlamına geliyormuş. Yani denizin kayayı şefkatli kucaklayışı. Aşağıda paylaştığım. Ancak kentin doğusundan sahil kısmından kente giriş imkansız olduğu için kaya kırılıyor ve yok ediliyor.  Aslında kayanın kara tarafı uzantısında gayrımüslüm mezarlıkları bulunmakta (Rum, Ermeni vs.) ve bu şefkatli dokunuş isminin Meryem’in Hz. İsa’ya kucağındayken şefkatli dokunuşundan geldiği söylenilmektedir.  Deniz de kayayı kucağına alarak, ona şefkatle dokunmaktadır. Bu nedenle kayaya Eleusa denilmiştir.

Trabzon, beş bin yıllık tarihi olan antik bir kent. Peki bizler bu tarihe sahip çıkmanın neresindeyiz? Yazık, çok yazık…

Not: Değerli Hocam, Mustafa Reşat Sümerkan’a verdiği bilgiler için teşekkür ederim.

BAŞARI VE KONSANTRASYON

BAŞARI VE KONSANTRASYON

Özer İSKENDER 16 Şubat 2026

Bir ip üzerinde gösteri için yürüyen cambazın, yürüyüş anında aklından neler geçiyordur? Acaba düşmekten mi korkuyordur veya ipin sonunun gelmesini mi bekliyordur, yoksa yaptığı işe mi konsantre oluyordur? Bence yaptığı işe konsantre oluyordur. Çünkü çok profesyonel bir işle uğraşıyor cambaz. En ufak bir hata işin başarısız olmasına yol açar. Altta koruyucu bir düzenek yoksa yapılan hata cambazın ölümüne bile neden olabilir. Cambaz büyük bir emekle ip üzerinde yürüyecek seviyeye gelmiştir. Ve emeğinin ancak ve ancak iyi bir konsantrasyon ile onu başarıya ulaştıracağını bilir. O nedenle her şeyi bir kenara bırakarak, yalnızca ip üzerinde yürümeye konsantre olur.

Yaşam içerisinde başarı veya başarısızlığın hikayesi cambazın hikayesi gibidir. Başarıyla ilgili birçok cümleler söylenmiştir. Eminim ki söylenen birçok cümlenin kendi içinde tutarlı bir açıklaması vardır. Çalışmak, bilgi almak, araştırmak, zaman ayırmak, sevmek vs. vs. başarının anahtarının olmazsa olmazlarındandır. Ancak bir şey yapmak için bir sonuca ulaşmak için yani başarmak için en önemli olgu konsantre olmaktır. Kendine inanmamış, yaptığı işin sonuna inanmamış, başladığı ve bittiği nokta arasındaki çizgiyi içselleştirmemiş bir insan birçok şeyi doğru yapsa bile sonuçta başarısızlık bekler onu.

Bazı şeyleri yarım yamalak söylemektense, hiç söylememek daha iyidir. Çünkü kurduğun cümlelerden kimse tatmin olmaz. Ve verilen cevaplar seni zora sokar. Ne söyleyeceğini bilemezsin. Orta yolu bulmaya çalışırsın ve inanmadığın şeyleri söyleyerek olayları geçiştirmek zorunda kalırsın. Sen ne değirmencisin ne de değirmene su taşıyan kişi. Sonra kurduğun; “Bizler un değirmenine çok su taşımışız ancak saçlarımızdaki beyazlar undan kaynaklı değildir” cümlesi yaptıklarınla örtüşmez. Çünkü sen, sen değilsin, net değilsin. Net olabilmek için yaptığınla ruhunun aynı olması gerekli.

İyi bir konsantrasyon için görmemesini, duymamasını öğrenmek gerekir. Yani klasik söylemle “üç maymun” deniliyor ya, sen “iki maymun” olacaksın. Görmeyeceksin, duymayacaksın ama bileceksin. Bilen insan en iyi konsantre olan insandır. Yaşamına algıda seçicilik tanımlamasını en iyi uyarlayabilen insandır. Tam da bu noktada biliyoruz ki insanlar yaşamlarındaki en büyük başarıları yaptıklarına en çok inandıkları, en çok konsantre oldukları zaman kazanmışlardır.

  1. YALAN DÜNYA
  2. BEKLEMEK
  3. NERİMAN
  4. DÜNYA DEĞİŞİYOR, BİZ DAHA HIZLI DEĞİŞİYORUZ

Sayfa 3 / 5

  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
© 2025 Ganita Bordo Haber . Tüm Hakları Saklıdır. Pruva Media
Ganita Haber - Kültür - Sanat - Spor Ganita Haber - Kültür - Sanat - Spor
  • HABER
  • KÜLTÜR & SANAT
  • YAZARLAR
  • SÖYLEŞİ
  • MİZAH
  • TURİZM
  • TARİH
  • SPOR
  • BELGESEL
  • İLETİŞİM
  • 0537 331 9315
  • ganitabordohaber@gmail.com