• 0537 331 9315
  • ganitabordohaber@gmail.com
Ganita Haber - Kültür - Sanat - Spor Ganita Haber - Kültür - Sanat - Spor
  • HABER
  • KÜLTÜR & SANAT
  • YAZARLAR
  • SÖYLEŞİ
  • MİZAH
  • TURİZM
  • TARİH
  • SPOR
  • BELGESEL
  • İLETİŞİM
ŞİMDİ RUHUNU ONARMA ZAMANI

ŞİMDİ RUHUNU ONARMA ZAMANI

Özer İSKENDER 01 Nisan 2026

İnsanlar en yanlış tercihleri veya en yanlış kararları bir ayrılık sonrası alırlar. Bir platformdan ayrılma, bir dosttan ayrılma, bir oluşumdan ayrılma, aşık olduğu insandan ayrılma vs. süreçlerinde insan savunmasız, hastalıklı ve kendi kendini yok etmiş gibi bir ruh haline sahiptir.

Attila İlhan, o çok bilindik şiirinde; “ayrılık da sevdaya dahil”  demişti. Çünkü her ayrılan hâlâ daha sevgiliydi, hâlâ daha dosttu, hâlâ daha o platformun bir üyesiydi. İnsan ayrıldığı her şeyden bir iz taşıyordu üzerinde. Ellerin yüzüne onun elleriyle dokunuyordu, avuçların hâlâ daha onun sıcaklığıyla yanıyordu, gözlerin sokaklarda yürüyen insanlarda hep onu görüyordu, ayakların hâlâ daha seni ona götürüyordu.

Bir işten, bir dosttan, bir sevgiliden, bir platformdan vs. ayrılan insan dostları tarafından koruma altına alınmalı. Bir cam fanus içinde saklanmalı. Hiç kanayan yaraya tuz banılır mı,  bir tipi altında rüzgara karşı yürünür mü, bir sözün ağırlığı altında kalınır mı? Yaralı insanların avcıları çoktur ve o avcılar akbaba gibi o insanın başının üzerinde dönüp dururlar.  Tökezledikleri yerde, yaralı bir ceylanı yeme arzusuyla yanıp tutuşan bir aslan  bekliyordur onları köşe başında.

Yaralı insan, ayrılan insan önce bedeninden ayrılan ruhun kendi bedeniyle birleşmesini beklemelidir. Sokaklar, caddeler, neon ışıklarıyla bezele yerler onun yeri değildir. Dağlara kaçmalı, denizlere bakmalı, bir sis bulutunun altında ateş yakmalıdır. Üşümeli, paltosunun yakalarını kulaklarına çekmeli, avuçlarını nefesiyle ısıtmaya çalışmalıdır. Asla yelkenleri suya indirmemeli, Tagore’nin dediği gibi kıyıya çekili kayık olmalıdır. Kendini, ruhunu onaran insan tam insandır. Ve her ayrılığın bir yarılanma ve tam olma ömrü vardır. Bilinmeli ki tam olmayan insanların alacağı kararlar yarım kararlardır. Yaşam içinde gördüğünüz en hastalıklı ilişkiler, işte böyle yaralı ve hastalıklı ruhların aldığı kararlarla oluşan ilişkilerdir.

Öyleyse ey ruhum onar kendini. Onarmadan cümle kurma, onarmadan sokaklarda yürüme, onarmadan sevme, paylaşma, yeni bir dünya kurmaya çalışma. Ey ruhum, sev kendini; onararak, büyüterek. Kendi avuçlarınla sev kendini. Senin şu an kendi şefkatine ihtiyacın vardır. Bir karar alacaksan, sırtındaki safralardan kurtulacağın günü bekleyeceksin. Bekle o zaman, ruhunla bekle.

BAĞIRAN YALNIZLIK

BAĞIRAN YALNIZLIK

Özer İSKENDER 23 Mart 2026

İnsanlar dertlerini bağırarak anlattığından beri dilin önemi kalmamıştır. İnsanlar bağırdığında hangi dilde konuştuğu anlaşılmıyor. Yalnızca bir gürültü duyuyorsunuz, doğanın içinden gelen rahatsız edici bir ses. Psikologlar şöyle yorumluyor; insanlar doğru olmadığına inandıkları şeyleri gürültü çıkararak kamufle etmeye çalışırlar. Gürültü çıkarmaları,  kendilerinin haklı olduklarına inandırma çabasıdır. Oysa ki ortada trajikomik bir durum vardır. Bağıran insanların yalnızca kuru gürültü çıkardıklarını ve bu çabalarının pek işe yaramadığını herkes bilir.

Türk Müziği’nin 32 yaşında ölen bestekarı Şevki Bey şöyle bir eser yazmıştı:

 

Dil yaresini andıracak yare bulunmaz

Dünyada gönül yaresine çare bulunmaz

Her derdin olur çaresi meşhur meseldir

Dünyada dil yaresine çare bulunmaz.

 

Dil, insanlık tarihiyle beraber var olan bir olgu. Ve çeşitli coğrafyalarda farklı diller gelişmiş.  Ama insanlar bir şekilde anlaşmanın yolunu bulmuş. Ya dilleriyle, ya gözleriyle, ya işaretlerle; süreç içinde ise yazarak anlaşmışlar. Ancak anlaşamadıkları noktada savaşlar çıkmış, insanlar birbirlerini öldürmüş ve yine dil sayesinde barışmışlar; bağırmadan, çağırmadan, gürültü çıkarmadan. Tarih gürültü çıkaranları değil, konuşabilenleri yazmış.

İnsanlar konuşabildikleri yerde, susmasını bilmelidirler. Ki susmakta bir konuşma şeklidir. En çok konuşan insanlar en çok haklı olan insanlar değildir. Dil ile yaralama, kurşun yarasından daha beter yaralamadır. Nice büyük aşklar dil yüzünden bitmiş, dil yüzünden başlamıştır. Nice arkadaşlıklar, dostluklar, ortaklaşmalar gibi. Gereksiz konuşmak ortamın zehiriyse, susmak panzehiridir. Bunu bilen insan güçlü insandır, bunu bilen insan kendini nerede olduğunu bilen insandır. İşte  böyle insanlar bir iz bırakabilmiştir.

Kimi zamansa susmak tehlikeli olabilir. Birileri konuşurken, susan insanların tanımı zordur. Ve susmak eylemi, etkili bir eyleme evrilebilir. Şair; “susan bir çocuktan daha tehlikeli ne olabilir?” sözünü boşuna mı söylemiştir?

En başa dönersek; bağırmak, gürültü çıkarmak eylemleri yalnızlığı tanımlayan eylemlerdir.  Ki en çok bağıran insan en yalnız ve en sığ olan insandır. Onların yalnızlıklarıdır çıkardıkları gürültü.

ÖZGÜRLÜK

ÖZGÜRLÜK

Özer İSKENDER 17 Mart 2026

Özgürlük yalnızca demir parmaklıklar ardında kalmak mıdır? Hapiste yatan bir insanın düşünsel dünyasının özgürlüğünü kim bilebilir ki? Sokaklar kendini kendine mahkum eden insanlarla dolu, sokaklar kubbesi açık bir hapishane. Birbirine veya birilerine mahkum olmuş insanlar, kurulmuş zemberek gibi oradan oraya yürüyorlar. Sokaklar leş gibi sokaklar öyküsünü bitirme şansı olmayan yarı insan ırkıyla  dolu.

Özgürlük insanın özgünlüğünden başlar. Seni kendine mahkum eden, bir hakimin verdiği karar değil, senin kendinle yapman gereken savaşın nasıl olduğunu bilmemenden kaynaklıdır. Ki bu bilmeyişlik, seni insan ırkının kendine has özelliklerinden uzaklaştırır. Ve sen yarı insan halinle imar planı öylesine yapılmış sokaklarda konuşamadan, ağlayamadan, sevemeden dolaşırsın. Kendi demir parmaklığını yaratan sensin, o demir parmaklıkları çıplak ellerinle tutan sensin.

Özgürlük kendini tanıdığın yerde başlar. Üç metrekare odada bile insan yalnızca su içerek özgür olabilir. Zeytin yiyerek, köy peyniri yiyerek ve umuduyla arkadaş olarak da özgür olabilir. Kitap okumak özgürlüktür, sevmek, gülmek, müzik dinlemek, umut etmek... Ve sen üç metrekare odada bile özgünsün. Su içerken, şarkı söylerken, severken, avuçlarınla kendi yüzüne dokunurken özgünsün. İşte bu özgünlüktür seni özgür yapan. Yaşam içinde kendine açtığın parantez, içine ruhunu sığdırdığın tırnak işaretidir özgürlük.

Sonra kalemi eline alırsın; bir şiir yazarsın, bir öykü anlatırsın, parmak uçlarınla yazdığın yazıları okşarsın. Ruhun dingindir, gözlerinin bir kimliği vardır. Yeni yaşamına sığdırdığın sözcüklerinle kendi hikayenin önsözünü yazarsın. Son sözünse bu önsözün ruhuna kuşanmıştır. İnsan olmanın onuruyla yaşamak böyle bir şeydir.

Sokaklar kimliğini arayanlarla dolu. Yarı insan ırkının halkasında insan. Kendi türkülerini yazanlar ancak başkalarının türkülerini anlayabilirler. Yarı insanların ise türküleri bile yoktur. Özgürlük yalnızca yıldızların altında değil, insanın yüreğinin içinde de yaşanır. O zaman bir Neşet Ertaş plağını takın pikaba, o yüreği büyük insan “Evvelim sensin ahirim sen oldun” derken, siz de parmak uçlarınızla o plağa dokunun…

BİZ BİZE BENZERİZ

BİZ BİZE BENZERİZ

Özer İSKENDER 10 Mart 2026

Yüreğimiz köylü mü yoksa gecekondulu mu veya kentli mi? Yaşadığın kentte başkasın, batıda bir kentte başka, doğuda bir kentte başka. Yurt dışına gidince daha başka. Seni biçimlendiren feodal yapıya batılı kimliğini, doğulu kimliğini ve Akdeniz insanına özgü oryantalist bakış açısını eklemişsin. Ortaya çıkan sen, aynı yaşadığın topraklardaki antik kalıntılar gibi tam bir mozaik. Seni oluşturan ruhun tam bir tanımı yok.

Dünyadaki modayı en yakından takip edersin. Ama konuşmaya başladın mı saat gece on ikiyi geçmiş olur, bal kabağına dönersin. Paris’te Creem Bluere yer, sonraki gün pidenin içine çift yumurtayı boca edersin. Sevdiğin kız ile yaşamın içine dalarsın ama dalmak isteyen kız kardeşinse, sen yüzme bilmiyorsun evde otur dersin. Yeni tanıştıklarının yanında İstanbul şivesi çabasıyla konuşur, dostlarının yanında şivenin dibine vurursun. Gerçi İstanbul şiven yandan çarklıdır, bir şekilde kendini ele verir. Aynı içine yapışan alışkanlıklarının refleksi gibi.

Sorsan klasiktir veya jazzdır dinlediğin müzik. Ayrıca bale sever, vals yaparsın. Ama göbek havası çalınca kendini oryantal sanır, İki kadeh içince masanın altından masanın üstüne çıkarsın. Ruhun arabesk görünüşün valstir. Arabesk dışında her tür müzik dinlerim dersin ama arabeski o her tür müzikleri dinlediğinin toplamından daha fazla seversin. Çaya bisküvi banar, mangalda bol dumanlı ızgara yapar, ekmek arası tükürük köftesini maç öncesi öğün yemeğine katarsın. Ama popüler tatil merkezlerinde podyumdan fırlamış resimlerini sosyal medyaya atarsın. Görenler seni manken sanır ama çamaşırlarını balkondan aşağı mandalla asarsın.

Hiç bir şeyin tam değildir. Ne Avrupalı, ne Asyalı, ne Afrikalı kimliğin vardır. Sen buralısındır. Bir bakarsın bir elinde cımbız bir elinde ayna, bir bakarsın umurunda mı Dünya. Bir bakarsın sazlar, barlar, en kaliteli restoranlardan çıkarsın ama hafta sonları köy kahvesinde iskambil oynarsın.

Her şeyimiz göstermeliktir. Düğünlerimiz, ziyaretlerimiz, paylaşımlarımız. Her şeyi imiş gibi muş gibi yaparız. Büyük bir siyasetçi gelince kenti pırıl pırıl yaparız o gidince sokaklarda al satarız bal satarız. Müdür gelince memur arı gibi vız vız, normal şartlar altında Ağustos Böceği modundayız. Her şeye itirazımız vardır ama itirazımızı kahvedekilere yaparız.

Ama yine de insanızdır. Yere düşene bir tekme vurmayız onu yerden kaldırırız. Cebimizde para yoktur ama yüreğimiz zengindir. Gerekirse borç para alırız ama arkadaşımızın hesabını öderiz. Meyhaneden eve kim kimi sırtında taşır ki? Biz taşırız. Lokantada büyükler gençlerin hesabını öder. Yardımlaşma bir gelenek haline döner. Yukarıda söyledim ya bütün kaotik, çelişkili, garip özelliklerimize rağmen iyi insanızdır. Her şeye rağmen, bozulmalara rağmen insanızdır. En azından bir zamanlar öyleydik, bir kısmımız hala daha öyledir.

KARPUZ KABUKLARI

KARPUZ KABUKLARI

Özer İSKENDER 02 Mart 2026

Nasrettin Hoca sıcak bir yaz günü odun kesmek için dağa gitmiş. Çalışırken hararet basmış, torbasında götürdüğü bir karpuzu keserek yemiş ve kabuklarının üstüne işemiş. Tekrar çalışmaya devam etmiş fakat hava çok sıcak olduğundan yine susamış,  etrafta su aramış ama bulamamış. Ağzı kuruma derecesinde susadığından çalışamaz hale gelmiş. Biraz evvel üzerine işediği karpuz kabuklarına bakmış ve yapığı hareketten pişman olmuş. Şuna değdi, buna değmedi diyerek bütün karpuz kabuklarını yemiş.

Yaşam bu fıkradaki gibi değil mi? Büyük bir hırs içinde yaşamın içine dalıyoruz. Kazanmak, hep kazanmak istiyoruz. Büyüyünce, daha çok büyümek istiyoruz. Sonra yaşadıklarımız bizi hizaya sokuyor ve elimizde ne kalmışsa onunla yetinmek zorunda kalıyoruz.

Hitler açgözlü olmasaydı, Rusya’ya saldırmasaydı Dünya haritası böyle mi olacaktı? Tarihsel süreç içerisinde birçok imparatorluğun sonu biraz da büyüme refleksi nedeniyle gelmemiş midir? İnsanları mutsuz eden en önemli olgu biraz da hırs değil midir? İnsanlar senin elindekilerin yüzde biriyle mutlu olurken, seni biçimlendiren hırs neyin nesidir? Yarın sen de bugün yaşadıklarının yüzde biriyle yaşamak zorunda kalabileceğini bilmiyor musun?

Herkesin bir tarzı, yaşamın ise bir biçimselliği var. Makul sınırlarda yaşamazsan, seni o sınırlara sokarlar. Kendine ego ile yüklü şekiller yüklersen, bir gün aynada kendi yüzüne mahkum kalırsın. Sevmek çoğalmak olabilir, bütün olmak olabilir hatta tükenmek bile olabilir. Ama asla tüketmek olamaz. Her şeyi tüketen insanlar aslında tükettiklerinin kendileri olduğunu biliyorlar mıdır? Sonra birisi çıkar; sana özgürlük getireceğim diyerek seni kendine tutsak eder.

Siz siz olun siz olun; kimsenin ve kendinizin tutsağı olmayın. En önemlisi ise kendi hırsınızın tutsağı olmayın. Yaşam, içinizde biriktirdiğiniz her şeyin farklı bir yüzünü size sunar. Ve siz de şuna değmedi, buna değmedi diyerek işediğiniz karpuz kabuklarını yemek zorunda kalırsınız.

  1. ELEUSA (ŞEFKATLİ KUCAKLAYIŞ)
  2. BAŞARI VE KONSANTRASYON
  3. YALAN DÜNYA
  4. BEKLEMEK

Sayfa 2 / 4

  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
© 2025 Ganita Bordo Haber . Tüm Hakları Saklıdır. Pruva Media
Ganita Haber - Kültür - Sanat - Spor Ganita Haber - Kültür - Sanat - Spor
  • HABER
  • KÜLTÜR & SANAT
  • YAZARLAR
  • SÖYLEŞİ
  • MİZAH
  • TURİZM
  • TARİH
  • SPOR
  • BELGESEL
  • İLETİŞİM
  • 0537 331 9315
  • ganitabordohaber@gmail.com